ÖĞRENCİYKEN EVLENME YASAĞINI KALDIRIYORLAR

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ortaöğretim Kurumları Yönetmenliği Taslağı’na göre, okullar kamerayla izlenecek. İmam hatiplerde mescit açılacak, 8 kişiyle Kuran dersi verilebilecek, evlilerin kaydı yapılmayacak, öğrenciyken evlenenlerin kayıtları da silinmeyecek.

MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği Taslağı, ortaöğretim sistemini bir kez daha değiştiriyor. Buna göre, güvenli okul ortamının sağlanması ve öğrencilerin fiziki ve psikolojik şiddetten korunması amacıyla okullara kamera ve alarm sistemi yerleştirilebilecek. Okul yöneticileri istediği takdirde okul binasına kamera yerleştirip, izleyebilecek. Okullarda varsa gece bekçisi görevli olacak yoksa en az 3 personelinin çalıştığı okullarda sırayla personel gece nöbeti tutacak. Yeterli personelin de olmadığı durumlarda ise emniyetten yardım istenecek.

8 öğrenci Kuran dersi için yeterli

– Taslağa göre, imam hatip liselerinde, meslek dersleri uygulamalarının yapılabilmesi için uygun alanlar ve mescit oluşturulabilecek. 4+4+4 eğitim sistemiyle getirilen seçmeli Kuran ve Peygamberimizin Hayatı dersine sınıf açılması için 8 öğrenci yeterli olacak. Seçmeli bir dersin öğretime açılması için en az 10 öğrencinin o dersi seçme şartı taslakta 8’e indiriliyor.

– Mevcut yönetmelikte yer alan “Evli olanların kayıtları yapılmaz. Öğrenciyken evlenenlerin kayıtları silinerek okulla ilişkileri kesilir” ifadesinde de değişiklik yapıldı. Taslağa göre, mevcut sistemdeki gibi, evlilerin kaydı okula yapılmayacak ancak öğrenciyken evlenenlerin kayıtları da silinmeyecek.

Anadolu’dan imam hatipe geçiş imkânı

– Taslakta merkezi sınavla öğrenci alan farklı okul türleri arasında nakil ve geçişlere de imkan tanındı. Artık Anadolu, fen, meslek lisesi gibi farklı okul türünde okuyan bir öğrenci istediğinde Anadolu imam hatip lisesine geçebilecek.

Atatürk inkılapları beklenen davranış

– Taslakta, okulların amacına ilişkin maddesinde, “Atatürk inkılap ve ilkelerine ve anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetiştirilmesine” ifadesi yer almadı. Öğrencilerden beklenen davranışlar arasında, “Atatürk inkılap ve ilkelerine bağlı kalmaları ve bunları korumaları” sayıldı.

Yurtdışında staj şansı geliyor

– Taslakta ayrıca meslek lisesinde okuyan öğrencilerin staj süreleri de uzatıldı. Mevcut sistemde yılda 300 saat staj yapmakla yükümlü öğrenciler yeni yönetmelik taslağında 320 saat staj yapmaları gerekecek. Taslakta ayrıca, öğrencilere yurtdışında staj imkanı da getirerek, işletmelerin yurtdışı görevlendirmelerinde de yer almaları sağlanacak.

ÇALIŞKANA PRİM

Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği sil baştan değişiyor.

Bakanlık sivil toplum kuruluşlarından, sendikalardan taslakla ilgili öneriler almaya devam ediyor. Taslakta başarılı öğrencinin 3 yılda liseyi bitirmesi, ders saatinin 45 dakikadan 40 dakikaya indirilmesi, devamsızlık süresinin artması öngörülüyor. Bakanlık, eğitimcilerden Ortaöğretim Kurumları Yönetmelik taslağını bu hafta sonuna kadar inceleyip, görüşlerini bildirmelerini istedi. Bu yönetmelik, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılmasıyla ortaöğretimin uyarlanmasını, değişik türdeki lise yönetmeliklerinin tek yönetmelikte birleştirilmesini sağlıyor. Taslağa göre ortaöğretimde yapılacak önemli değişiklikler şöyle:

– Başarılı öğrencilere liseyi 3 yılda bitirme hakkı verilerek erken mezun olma imkanı getiriliyor.

– Sınıf mevcutları fen liseleri ile sosyal bilimler liselerinde daha önce en fazla 26 olabilirken 30’a çıkarılıyor.

– Ders saatleri 45 dakikadan 40’a düşürülüyor.

– Özürsüz devamsızlıktan kalma süresi önce 20 gün iken, bir ders yılının dörte birine yani 45 güne çıkarılıyor.

– Puanla değerlendirme sisteminde değişiklik yapılıyor. Şu anda puan olarak 0-24 ‘Etkisiz’ 25-44 ‘Geçmez’ iken yeni şekliyle 0-44 ‘geçmez’ oluyor.

– Ders yılı sonunda bir dersten başarılı olma kriterleri değişiyor. Mevcut haliyle birinci dönem notu etkisiz (0-24) ise ikinci dönem notu orta olunca geçilirken artık geçilemiyor. Birinci dönem 35, ikinci dönem 45 not almak veya birinci dönem notu 35’den az ise ikinci dönem en az 70 almak gerekiyor.

– Başarısız dersi olanların ortalamayla sınıf geçmesi bazı liselerde kolaylaştırılıyor. Başarısız dersi olanlardan ‘Yılsonu Başarı Puanı'(YBP) Fen liseleri ve Sosyal Bilimler liselerinde 3.50; Anadolu türü liseler ile önünde yabancı dil hazırlık sınıfı bulunan liselerde 3.00; genel liseler, Güzel Sanatlar ve Spor liseleri ile mesleki ve teknik liselerde 2.50 olan öğrenciler ortalama ile sınıflarını geçerken yeni durumda ayrım yapılmaksızın bütün liselerde YBP’si 50 olanlar başarısız dersi olsa dahi sınıf geçebiliyor.

– Sorumlu geçmede ders sayısı arttırılıyor. Şu anda sınıfını geçemeyen öğrencilerden, alt sınıflar da dahil toplam 5 dersten fazla başarısız olanlar sınıf tekrarı yaparken bu sınır 6 derse çıkarılıyor. Öğrenci okuduğu sınıfta 4, alttan kalan 2 ders olmak üzere toplam 6 dersten başarısız olsa dahi sınıfını sorumlu geçebiliyor. Yani öğrenci ancak toplam 7 dersten başarısız olursa sınıf tekrarı yapıyor. Daha önce 9. Sınıfta 3, 10 ve 11. Sınıfta 2 dersi başarısız olanlar sınıf geçebilirken yeni düzenlemede bu ayrım kaldırılarak 4’e çıkarılıyor.

Amaç çocuğu okula bağlamak

Ercan Türk (Ortaöğretim Genel Müdürü): Örgün eğitimde çocuğun eğitim alması esastır. Öğrenimi böyle tamamlamasını istiyoruz. Okulda müfredatı esas alan öğretimin çocuklar için faydalı olduğuna inanıyoruz. Amaç, çocuğu okula bağlamak. Müfredat esaslı, okulda öğrendiği dersinde yaptığı projelerle, ders ve diğer takviye mahiyetindeki kurslara ihtiyaç duymadan dersi izleyip, takip ederse, öğretmenini dinlerse başarabilir. Taslağı ilgili kurumlara gönderdik. Oradan gelen eleştirilere göre düzenleme yaparız. Tüm prosedürlerimiz çocuklarımızın sınıfta kalmaması için hazırlanıyor. Kalırsa da sistem dışına itilmeyecek, Açıköğretim marifetiyle eğitime devam edecek.

İlişiği kesmek yanlış

Doğan Ceylan (Müfettişler Derneği Başkanı): Taslağın genelinde önemli bir eksiklik var. Birçok maddede devamsızlık veya başarısızlık nedeniyle öğrencilerin okulla ilişiğinin kesileceği belirtiliyor. Oysa zorunlu eğitim 12 yıla çıkarıldı. Bu öğrencilerin, zorunlu eğitimlerini tamamlamaları gerekiyor. Eskiden olduğu gibi tasdikname vererek okuldan ilişiğini kesmek yanlış. Hiç olmazsa bu durumdaki öğrencilerin nakillerinin Açık Öğretim Lisesi’ne yapılacağına ilişkin bir maddenin yönetmeliğe konulması gerekli.

Kısa kısa

– TÜSİAD’ın genç girişimcileri ödüllendirdiği ‘Bu Gençlikte İŞ var’ projesi Türkiye’deki tüm üniversitelerin katılımına açılıyor. 2012 yılında ‘İstihdam ve Sürdürülebilirlik’ temasının işleneceği projeye başvurular 10 Mayıs 2012 tarihinde sona erecek. Projeye başvuran öğrencilere TÜSİAD üyesi şirketlerde staj yapmak için özel başvuru imkanı sunulacak.

– 16. Türkiye Felsefe Olimpiyatı birincisi Ekin İnce oldu. Türkiye elemelerinin Pamukkale’de yapıldığı olimpiyatlarda ilk 6 kağıt Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi tarafından değerlendirildi. Bu değerlendirme sonunda da birinci olan TED İstanbul Koleji Özel Lisesi 12. Sosyal Sınıfı öğrencisi olan Ekin İnce 16-20 Mayıs’ta yapılacak Uluslararası Felsefe Olimpiyatları’nda 36 ülkenin öğrencileriyle yarışacak.

– Olimpiyatlara gidecek olan FMV Ayazağa Işık Lisesi öğrencisi Hazal Sarıkaya, Sırbistan Krusevac’ta Gençler Balkan Şampiyonası Yüzme Yarışları’nda üç altın madalya kazanarak, Balkan Gençler Yüzme Şampiyonu oldu.

Bunları biliyor musunuz?

– İlköğretim müfredatı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nda bu hafta sonu tartışılacak.

– Beş gün okula gidip, bir gün sınava hazırlayan liseler geliyor. Uğur Dershaneleri Liseleri Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izin alabilirse önümüzdeki Eylül’de Maltepe ve Beylikdüzü’nde açılacak.

– Kurayla öğrenci alan Galatasaray, Koç gibi okullar Bakanlıktan yaş durumu ile ilgili yazı gelmediği için henüz kura tarihlerini açıklayamadı.

MOBİL EĞİTİM YAYGINLAŞIYOR

Türkiye’nin FATİH projesi ile yer aldığı mobil eğitim, küresel ölçekte her geçen gün yaygınlaşıyor.

GSMA (Küresel GSM Birliği) raporundan derlediği bilgilere göre, mobil eğitim, eğitim anlayışını kökten değiştiriyor, ülke sınırlarını ortadan kaldırıyor ve herkese eşit eğitim imkanları sağlıyor.

Raporda, teknoloji sayısında öğretmenlerin daha yaratıcı ve kişiselleştirilebilen eğitim ortamına kavuştuğu aynı zamanda öğrenci ve öğretmenlerin yanı sıra bilişim teknolojileri sektörüne de yeni ufuklar açıldığı bildirildi. Bilgi teknolojilerine büyük ilgi gösteren Hindistan’da kırsal kesimdeki gelir düzeyi düşük ailelerin ilköğretimde okuyan çocukları için geliştirilen basit bir mobil uygulama sayesinde çocuklarda İngilizce öğreniminde yönelik testlerde sonuçlar yüzde 60 civarında arttı. Öte yandan, ABD’nin New Mexico eyaletindeki öğretmenler, anaokulu düzeyindeki çocukların okuma konusunda gösterdikleri başarıyı ölçmek ve iletişim becerilerini geliştirmek için mobil cihazlardan faydalanıyor. İlk üç yıl içinde okuma konusunda kendi yaş grupları için hedeflenen seviyeye ulaşan çocukların oranı yüzde 29’dan yüzde 93’e yükseldi.

Hedef 70 milyar dolar

Raporda hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde mobil eğitim önünde çeşitli geleneksel engeller olduğu da belirtildi. Engellerin başında milyonlarca öğrencinin kullanacağı teknolojik altyapıyı yönetecek bilgi teknolojileri uzmanı açığı ya da uzmanlara yüklenecek iş yükü geliyor. Bunun dışında bazı öğretmenlerin bilinen yöntemler yerine teknolojik cihazlar ile eğitim yapmak konusunda isteksiz davranması bir diğer sorun. Sınıflarda akıllı cep telefonları ya da tablet bilgisayarların sokulmasını istemeyen öğretmen ya da yöneticiler de listede yer alıyor. Raporda, mobil eğitimde yaşanan başarı hikayelerinin kamuoyu ile paylaşılması, daha çok pilot projenin uygulamaya konulması, mobil eğitim konusundaki yeniliklerin küresel ölçekte paylaşılması ve mobil eğitime uygun mobil cihazların kullanılabilirliğinin artırılması önerildi. Mobil eğitim sektörünün kendi hinterlandını yarattığı belirtilen raporda elektronik kitaplar, eğitime yönelik yazılımlar ve platformlar buna örnek gösteriliyor. Rapora göre mobil eğitim cirosu 2020 yılında günümüze göre yaklaşık yüzde 50 artışla 70 milyar dolara yükselecek. Raporda mobil eğitim ürün ve servislerinin cep telefonu ya da sabit hat operatörleri için yeni fırsatlar yaratacağına da işaret edildi. Raporda teknik destek, ağ, içerik, veri yönetimi gibi servislerin mobil işletmeciler için yeni gelir kapısı olabileceği vurgulandı.

Üniversiteye giriş nasıl olmalı?
Ülkemizde yükseköğretime olan talebin çok fazla olması, buna karşılık bu talebi karşılayacak kotaların yeterli olmaması üniversiteye öğrenci seçme sürecini zorunlu kılıyor. Üniversiteye seçilmek amacı ile öğrencilerin ve velilerin dershanelere olan talebi artıyor. Bu da eğitim öğretim etkinlikleri üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.

Ülkemizde şu anda kullanılan üniversiteye geçiş sistemi pek çok bakımdan çalışamaz hale geldi. Bu sistemin düzeltilmesi kaçınılmaz. Ancak özellikle üniversiteye geçişin sorunlu olduğu ülkemizde araştırma sonuçlarına dayanan kararların verilmesi yapılacak değişikliğin rasyonel ve kalıcı olmasını sağlayacak. Yapılması gereken araştırmalar iki boyutta ele alınmalı. Bunlardan ilki sınavların nasıl ve hangi şartlarda uygulanacağına yönelik ‘lojistik’ araştırmalar. İkinci boyut kullanılacak sınavların geçerliği ve güvenirliği üzerine yapılması gereken ‘psikometrik’ araştırmalardır. Sonuçta sistem değişikliği hem lojistik hem de psikometrik özelliklerin dikkate alınması ile gerçekleştirilmelidir.

Ölçme ve değerlendirmenin bir uzmanlık işi olduğu, geçerliği ve güvenirliği yüksek ölçme araçları geliştirmenin sanılanın aksine son derece zor ve emek isteyen bir süreç olduğu unutulmamalı. Üniversiteye geçişte herhangi bir değerlendirme sürecine dayanmadan karar vermek oldukça güç. Her öğrencinin yerleşeceği bir üniversite ve program sağlansa bile bazı programlara ve üniversitelere daha çok talebin olduğu bir sistemde zorunlu olarak öğrencilerin belli özelliklerinin dikkate alınması gerekir. Üniversitede eğitim hakkı her birey için eşit olmalı. Bu açıdan bakıldığında her öğrencinin ulaşabileceği bir yükseköğretim programının mutlaka olması gerekir. Ancak bu koşulların sağlandığı ülkelerde bile belli üniversitelere ve programlara talep daha yüksek olabiliyor. Bu nedenle öğrenci ilgi ve yönelimlerinin yanı sıra farklı alanlarda göstermiş oldukları akademik gelişimin de üniversiteye girişte dikkate alınması kaçınılmaz oluyor.

Ancak üniversiteye geçişin şu andaki gibi son derece ilkel ve acımasız bir sistem yerine, daha rasyonel ve uzun süreye yayılan bir değerlendirme ve doğru yönlendirme ile yapılandırılması gerekir. Ülkemizde üniversiteye geçişteki sorun öğrenci ilgi ve yönelimlerinin üniversiteye geçişte dikkate alınmaması. Ortaöğretim süresince öğrenci akademik gelişiminin izlenmemesi. Öğrencilere mesleki tercih yapma sürecinde doğru ve etkili yönlendirme yapılmaması. Geçerliği son derece düşük yılda tek bir sınavla bireyler hakkında önemli kararların alınması.

‘Bütüncül’ bir yaklaşımla çözülmeli

Üniversiteye geçiş süreci pek çok parametrenin dikkate alınmasını gerektirir. Örneğin, okullardaki eğitimin niteliğini arttırmaya yönelik bir tedbir alınmadığında yalnızca üniversiteye giriş aşamasında gerçekleştirilecek bir değişikliğin anlamı olmaz. Bu nedenle üniversiteye geçişin ‘bütüncül’ bir yaklaşımla çözülmesi gerekiyor.

Bu yazıda ilgili konu hem lojistik açıdan hem de psikometrik özellikler açısından tartışılacak. Yazı genel hatları ile bir üniversiteye geçiş sistemini de örneklendirecek. Ancak yazının başında da belirtildiği gibi üniversiteye geçiş sisteminin bütüncül bir yapı içinde ele alınması, lojistik ve psikometrik araştırmalara dayanarak oluşturulması gerekiyor.

Her sistem değişikliğinde olduğu gibi burada da belli riskler mevcut. Bu risklerin dikkate alınarak hareket edilmesi değişikliklerin başarılı olması için kaçınılmazdır. Bu yazıda öncelikle var olan sistemin sorunlarına değinilecek. Sistem değişikliğinin ön koşullarından bahsedilecek. Sorunların çözümü tartışılırken sistemle ilgili öneriler getirilecek. Ve yazının sonunda önerilen sistemin başarılı olması için dikkate alınması gereken riskler özetlenecek.

Sistemin Sorunları

Öncelikle var olan sistemin ne tür sorunları olduğunu ortaya koymakta yarar var. Aşağıda genel hatları ile mevcut sistemdeki sorunlar özetleniyor.

1 – Yılda bir kez sınav: Öğrencilere yılda bir kez sınav hakkının tanınması, kazanamayan öğrencilerin bir yıl daha beklemesine neden oluyor. Bu da her yıl sınava giren öğrenci sayısını ciddi şekilde arttırıyor. Öğrencilere yılda tek bir sınav hakkının tanınması önemli bir sorun.

2 – Psikometrik özellikleri zayıf testler: Her yıl yeni bir test formu hazırlanıyor. Bu test formları standart test tanımına uymuyor. Özellikle her yıl tekrardan kaçınmak amacıyla özgün soru üretme endişesi sonuçta özellikle kapsam geçerliği düşük testlerin hazırlanmasına neden oluyor. Her yıl hazırlanan test formlarının geçerliği ile ilgili hiçbir standart çalışma yapılmıyor. Daha da önemlisi bir yıldan diğerine kullanılan test formlarının denkliği belirsizdir. Bu da yıllar arasında karşılaştırma yapmayı olanaksız kılıyor.

3 – Çoktan seçmeli soru formatı: Sınavlar yalnızca çoktan seçmeli formatta hazırlanıyor. Okullar ve dershaneler çoktan seçmeli soru üzerinden eğitim yapmaya odaklanmışlardır. Bu da eğitim bilimleri açısından son derece sakıncalı bir öğrenme ortamı yaratıyor. Her yıl yeni bir sınav hazırlanması ve bu sınavların standart ölçme araçları olmaması yıllar içinde anlaşılmaz ve eğitim bilimleri ilkelerine uymayan bir soru formatının oluşmasına neden olmuştur. Bu sınavlarda uygulanan sorular soru yazma tekniklerine uymuyor. Sonuçta düşünme becerileri anlamında ne ölçtüğü belli olmayan sorular sınavlarda önemli kararların verilmesi amacı ile kullanılıyor. Bu soru tarzı okullarda ve dershanelerde öğretim etkinliği olarak kullanılıyor. Bu örneklerin daha da kötüsü dershaneler tarafından üretilip ve yaygınlaşmasıdır. Test geliştirme kapsamında bu tür sorular çok ciddi geçerlik sorunu yaratır. Bu yapıdaki bir test kapsamı üniversite sınavının amacına hizmet edip etmediği konusunda soru işaretleri oluşturuyor.

4 – Standart olmayan testler: Üniversite sınavları standart test tanımına uymuyor. Testlerin özellikle düşünme süreçleri açısından nasıl planlandığı belli değil. Daha da önemlisi sorular hep konu boyutu ön plana çıkarılarak irdelenmekte, hangi düşünme süreçlerinin ölçüldüğü üzerinde hiç durulmamaktadır. Bu kadar önemli kararların verildiği bir sınavda sorular ön uygulamada denenmeden kullanılıyor. Normlar önceden belirlenmeyip, puan dağılımlarının tanımlanması amacı ile kullanılan yöntemlerin hiçbiri, test kuramları çerçevesinde kullanılan standart yöntemlere uymuyor. Kimi alt testler -örneğin fen ve matematik- aşırı derecede zordur ve puan dağılımları bir test için olması gereken istatistiksel modellere uymamaktadır. İlgili alt testlerdeki bu zorluk bireyler hakkında verilen kararların yanlış olma ihtimalini arttırıyor. Çünkü ilgili alt testlerde taban etkisi (flor effect) oluşuyor. Tek bir soruyu doğru ya da yanlış yapma bireylerin grup içindeki sırasını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Bu da bireyler hakkında doğru karar verilmesini engelleyebilecek önemli bir sorundur. Test geliştirme süreçlerinin en temel ilkelerinden biri olan “test güçlüğü ile testi alan grubun yetenek düzeyinin birbiriyle uyumlu olması” ilkesine hiçbir şekilde uyulmuyor.

5 – Öğrenci yeterlikleri hakkında bilgi vermeyen testler: Büyük paralar harcanarak yapılan sınavların öğrenme düzeylerine ilişkin sisteme hiçbir geri bildirimi olmadığı gibi, kazanan öğrencilerin hangi bilgi ve becerilerle (düşünme süreçleri düzeyi) kazanamayanlardan farklı olduğu da bilinemiyor. Sınavlar yalnızca sıralamaya yönelik ilkel bir bilgi sağlıyor.

6 – Gelişimsel izlemeyi olanaklı kılmayan testler: Ülkemizde ne yazık ki öğrenci gelişiminin izlendiği ve değerlendirildiği yaygın bir sistem lise eğitiminde mevcut değil. Yalnızca okuldan alınan öğretmen notlarına dayanarak öğrenci gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün olmaz. Genel olarak öğretmen notları güvenirliği ve geçerliği düşük ölçümlerdir. Bu nedenle üniversiteye yerleştirme sürecinde tek başına kullanılması sakıncalıdır. Okul ortamında standartları belirlenen, teknik olarak sonuçların karşılaştırılabilir olduğu bir durum belirleme sisteminin lise eğitimi süresince dikkate alınması özellikle üniversiteye doğru tercihlerde yerleştirme yapmak açısından önem kazanıyor.

7 – Bir yükseköğretim programına kayıtlı olduğu halde tekrar sınava giren öğrenciler: Bir yükseköğretim programına yerleşmiş öğrencilerin bir kısmı üniversite ve bölüm değiştirmek için tekrar sınava giriyor. Bu anlamda da sınava giren öğrenci sayıları her yıl artıyor. Üniversiteyi kazanan bir grup öğrenci devam ettiği bölümden memnun değil. Bu da üniversite tercihlerinin çok isabetli yapılmadığının bir göstergesi.

8 – Yalnızca akademik odaklı değerlendirme: Üniversiteye yerleşme sadece akademik bilgi ve beceri odaklı bir formatta gerçekleştiriliyor. Öğrencilerin ilgi ve yönelimlerinin değerlendirildiği bir yönlendirme sistemi ülkemizde bu güne kadar kurulamadı. İlgili alan eğitimde psikolojik danışma ve rehberlik kapsamında ele alınmalıdır. Şu anda sistemde test geliştirme aşamasında olduğu gibi işin uzmanı olmayan kişiler dershanelerde ve okullarda öğrencileri yönlendirmeye çalışıyor. Öğrenci yönlendirmelerinin doğru gerçekleşmediği sınava ikinci kez giren grubun büyüklüğünden açıkça görülüyor. ÖSYM verilerine göre 2010 yılında sınava giren öğrencilerin yüzde 45,35’i son sınıf öğrencisidir. Sınava giren grubun yüzde 16,92’si üniversite öğrencisi. Aynı oranlar 2011 yılı için sırasıyla yüzde 45,05 ve yüzde 17,28’dir. Bir yükseköğretim programına yerleşmeden sınava giren öğrenci sayıları da her iki yıl için yüzde 30 civarında değişiyor (ÖSYM, 2011 YGS Sonuçları).

9 – Etik olmayan uygulamalar: Sistemin etik olmayan uygulamaları toplumsal bozulmaya neden oluyor. Öğrenciler okula gitmemek için sahte doktor raporu alıyor. Bu uygulama genç nesillerde amaç için etik olmayan her şeyin yapılabileceği anlamında kötü örnekler oluştururken, sahte rapor almak son derece normal ve doğru bir uygulama olarak algılanıyor. Öğrenme okulda gerçekleşmelidir. Ancak öğrenciler sahte doktor raporu ile okuldan kaçmaktadır. Daha da önemlisi bakanlık öğrencilere okula gelmemeleri için belli bir süre izin de verebiliyor. Okulda öğrenemediğini düşünen öğrenciler dershanelerde çoktan seçmeli soru çözme egzersizleri ile öğrendiklerine inanıyor. Ancak ülkemizde soru çözme egzersizlerinin testlerde daha başarılı olmayı sağlayan bir etki yarattığını gösteren bir bilimsel bulgu yok. Ülkemizde gerçekleştirilen araştırmalarda elde edilen bilimsel bulgular soru çözme egzersizlerinin yapıldığı dershanelere gitmenin test puanları ile olumlu yönde yüksek ilişkiler vermediğini gösteriyor (Gürün ve Millimet, 2008; Milli Eğitim Bakanlığı, 2010). Benzer şekilde okul ortamında ya da dershanelerde soru çözme egzersizlerinin sıklığındaki artış sınavlardaki başarı ile ilişki göstermez (Berberoğlu, 2010; Berberoğlu ve diğerleri, 2010).

Üniversiteye geçişte ön koşul olarak nelere dikkat edilmeli?

Daha önce de söylendiği gibi üniversiteye geçişin sistemde bütüncül yapıda ele alınması gerekir. Bu anlamda, üniversiteye geçişte eğitim sisteminde ön koşul olarak dikkate alınması gereken durumlar aşağıda özetlenmiştir.

1 – Ülkemizde okul türleri arasında öğrenci başarı düzeyleri açısından ciddi bir yeterlik farkı mevcuttur (Kalender ve Berberoğlu, 2005). Yıllar içinde oluşturulan farklı okul türleri öğrencileri yeteneklerine göre gruplamıştır. Bu tür uygulamalar gelişmiş ülkelerde mevcut değil. Homojen gruplar yerine daha heterojen gruplarda eğitim yapılması öğrenme düzeylerinin gelişmesine daha çok olanak sağlar. Ülkemizde okul türlerinin ortadan kaldırılması, okul türlerine göre farklı yetenek grupları oluşturmaktan vazgeçilmesi gerekir. Okul türleri eğitimde fırsat eşitliğine de aykırı durumlar yaratıyor. Özellikle üniversiteye geçişte, öğrencilerin mezun oldukları okul en belirleyici faktör olmamalı.

2 – Okul türleri arasındaki farklar aynı okul türü içinde de gözleniyor. Aynı bölgede aynı tür okullarda bile öğrenme düzeyleri oldukça farklı okullar mevcuttur. Ülkemizde okullar arası nitelik farklarının ortadan kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.

3 – Bir diğer sorun öğrenmelerin niteliği ile ilgili. Ülkemizin katıldığı Trends in International Mathematics and Science Study (TIMSS) ve Programme for International Student Assessment (PISA) gibi uluslararası değerlendirme çalışmaları, Türk öğrencilerinin temel öğrenme becerilerinde uluslararası düzeydeki yaşıtlarının çok gerisinde olduğunu gösterir. Türkiye’nin acilen didaktik, ezbere dayalı öğretim programlarından vazgeçerek beceri temelli programlara yönelmesi gerekiyor. Okullar arasındaki niteliklerin ortadan kaldırılması, aynı zamanda tüm okullarda niteliğin arttırılması oldukça zor ve emek isteyen bir süreçtir. Ancak bunun yapılmaması durumunda yine okul dışı destekler ön plana çıkacaktır.

4 – Öğretim programları istendik nitelikte ve kapsamda değil. Ülkemizde ağırlıklı olarak “konu tabanlı” öğretim programları hazırlanıyor. Beceri odaklı hedefler ve etkinlikler yok denecek kadar azdır. Daha da önemlisi düşünme süreçlerinin geliştirilmesine yönelik hedefler zaman zaman öğretim programlarında ele alınsa bile, öğretmenler bu süreçlerin ne olduğunu ve nasıl geliştirilmesi gerektiğini bilmiyor. Bu da sonuçta “Ne kadar çok konu öğretilirse o kadar iyidir” düşüncesini yaygınlaştırıyor. Öğretmenler okulda konu yetiştirme telaşı içinde beceri geliştirme konusunda bir çalışma yapıyor. Öğretim programlarındaki konu kapsamlarının daraltılarak daha rasyonel, öğrencilerin dar kapsamda daha derinlemesine öğrendikleri bir ortamın yaratılması gerekir. Konu tabanlı programlar ölçme uygulamalarını da konu tabanlı bilginin yoklanmasına yönlendiriyor. Burada karşımıza çıkan en temel soru tek bir çoktan seçmeli soru içinde birden fazla konu ve kavramın yoklanmaya çalışılmasıdır. Ölçme ilkelerine son derece ters düşen bu uygulama ne yazık ki ülkemizde istendik bir amaç haline geldi. Bu şekilde öğretim programlarındaki çok sayıda konunun testlerde kapsandığı düşünülüyor. Ancak bu uygulama testlerin kapsam geçerliğini tehlikeye atan en önemli sorunlardan biridir. Bu kısır döngü içinde öğrenciler yeterli temel becerilere ulaşamadan liseden mezun oluyor.

Öğretim programları düzeltilmeden yapılandırılacak bir üniversiteye geçiş süreci yukarıda sıralanan sorunların tekrar gündeme gelmesine neden olacak. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullar arası akademik yeterlik farklarını ortadan kaldırmak amacıyla niteliği arttıracak tedbirleri almak için gerekli eğitim politikası kararlarını alması ve bunları bir an önce uygulamaya geçirmesi gerekir. Bu kararlar genel hatları ile öğretim programlarının konu odaklı yapıdan beceri geliştirme odaklı yapıya dönüştürülmesi. Öğretmen niteliklerinin özellikle sınıf içi öğretim yöntemlerindeki niteliği arttıracak yapıda ele alınması. Ders kitaplarının daha profesyonel ve beceri geliştirme formatına uygun tasarlanması. Okullar arasında var olan fiziksel olanak farklarının azaltılması boyutlarında ele alınmalı.

Eğitim sisteminde bütünü ele almadan yalnızca üniversite girişte yapılacak değişikliklerin getireceği başka sorunlar olacaktır. Bu nedenle sistem değişikliklerinin en azından yukarıda dört maddede özetlenen öğelerin dikkate alınarak gerçekleştirilmesi daha verimli sonuçlar sağlayacaktır.

Üniversiteye geçişte yukarıda ele alınan sorunlar nasıl çözülür?

Yazının girişinde sıralanan sorunların çözümleri aşağıda tartışılıyor.

1 – Yılda bir kez sınav: Sistemin en çok tıkanan noktası öğrencilere yılda bir kez üniversiteye giriş sınavı hakkı tanınmasıdır. Bu sınavın uygulanma sürecini de son derece güvensiz ve zor bir noktaya taşıdı. Uygulama yapılacak salon bulma ve uygulamayı belli standart koşullarda güvenirliği yüksek bir formatta gerçekleştirme hemen hemen imkansız hale geldi. Bu sorun öğrenci sayıları arttıkça daha da büyüyecek.

Öğrencilere belli bir zaman içinde üniversite sınavına birden fazla girme hakkı verilmesi, buradan alınacak puanlardan en yüksek olanı ile üniversiteye başvuru yapılması mümkün. Ancak bu uygulamanın gerçekleşmesi için bazı şartların sağlanması gerekir. Bunlar yukarıda da söylendiği gibi işin lojistik boyutu ve psikometrik boyutu olmak üzere iki alanda çalışma yapılmasını gerektirir.

Klasik anlamda kağıt kalem testleri ile öğrencilere birden fazla test alma şansı tanındığında bir buçuk milyonun üzerinde öğrencinin tüm testleri deneme olasılığını dikkate almak gerekir. Şu anda bile uygulama yapılacak salon bulunması, bu salonlarda güvenliğin sağlanması oldukça güç. İlk yıllarda öğrencilerin tüm testlere girip deneme yapacağı aşikar. Zaman içinde tüm testleri deneme teşebbüsü azalabilir. Bu ancak bir testten diğerine alınan puanın kararlı, başka bir deyişle küçük hata aralıkları ile aynı olmasına bağlıdır. Ancak testlerden alınan puanların küçük hata oranlarına sahip olması bir sonraki paragrafta açıklanan paralelliği sağlanmış ve puanları eşleştirilmiş testlerle mümkün olabilir. Aksi takdirde bir uygulamadan diğerine puanların değişme olasılığı yüksek olacaktır. Bu da sistemi çıkmaza sokabilir.

Aynı sınavın birden fazla uygulanabilmesi öncelikle sınav kapsamlarının çok iyi planlanarak birbirine paralel test formlarının oluşturulması ile mümkündür. Ancak bu da kendi başına yeterli değil. Sonuçta farklı testlerden alınan puanların aynı ölçek üzerinde karşılaştırılabilir olması gerekir. Bu da teknik olarak puanları eşleştirilmiş testlerle (Test Equating) mümkün (Kolen ve Brennan, 1995). Farklı formlardan elde edilen test puanları testler arasında eşleştirme yapılmadan karşılaştırılamaz. Bu durumda bir formun diğerinden daha kolay ya da zor olması öğrenciler açısından avantajlı ya da dezavantajlı durumların oluşmasına neden olur. Teknik olarak standart test formatında geliştirilen birbirleri ile eşleştirilmiş test puanları öğrenci hangi test formunu alırsa alsın aynı anlama gelecek ve karşılaştırılabilir olacaktır. Aksi takdirde alacağı en yüksek puanla üniversiteye başvuran öğrencilerin farklı zamanlarda uygulanmış test formlarından aldıkları puanların aynı ölçek üzerinde değerlendirilerek yerleştirme yapılması mümkün olmayacak.

Testlerin kapsamı

Belli bir süre içinde birden fazla test uygulandığında dikkate alınması gereken bir başka konu da testlerin kapsamıdır. Didaktik öğrenme sonucu oluşacak ezbere dayalı bilgilerin yoklandığı bir test kapsamı bu tür bir uygulama için uygun değil. Birden fazla sayıda uygulanan testlerin daha çok yeterlik ağırlıklı, zaman içinde değişmesi çok kolay olmayan süreçleri ölçmeye odaklanması gerekir. Aksi takdirde bir uygulamadan diğerine aynı öğrencilerin puanlarında büyük değişiklikler olacaktır. Ancak genel yetenek ağırlıklı süreçlere yönelik bir değerlendirmenin bu tür bir uygulamada daha kararlı sonuçlar verme olasılığı yüksektir.

Sonuçta öğrencilere birden fazla sınav alma hakkı tanınması kuramsal olarak mümkün. Ancak bu uygulamanın kağıt-kalem testleri formatında gerçekleştirilmesi lojistik anlamda başka sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu sorun bilgisayar ortamında bireyselleştirilmiş test uygulaması (Adaptive Testing) ile aşılabilir (Wainer, 2000). Bu uygulama sınavların aynı gün ve saatte yapılmasını gerektirmez. Öğrenciler randevu alarak sınavı istedikleri tarih ve zaman diliminde alabilir. Öğrencilere lise eğitimlerinin belli bir dönemi içinde, örneğin 11 ve 12. sınıflarda üniversite sınavına istedikleri zaman girmelerini sağlayacak bir sistemin kurulması mümkün. Bilgisayar ortamında bireyselleştirilmiş test formatında gerçekleştirilebilecek bu sınavda öğrenci aldığı puandan tatmin olmadığı takdirde sınava tekrar girme hakkına sahip olmalı. TOEFL ve SAT gibi uygulamalar buna verilebilecek en iyi örnekler. Bilgisayar ortamında gerçekleştirilebilecek bu uygulamalar için her bölgedeki üniversitelerin bilgisayar laboratuvarları kullanılabilir. Sistemin belli bir merkezden belli standartlarda ve güvenlik ölçüleri içinde yürütülmesi mümkündür. Ülkemizin farklı bölgelerinde bulunan üniversitelerin ve okulların bilgisayar olanakları açısından incelenmesi ve bu tür bir uygulamaya uygun olup olmadıklarının değerlendirilmesi araştırılması gereken önemli bir konudur.

Bu uygulamanın yalnızca çoktan seçmeli sorularla gerçekleştirilmesi yukarıda açıklanan tek boyutlu soru formatının yarattığı sorunların devam etmesine neden olur. Bu nedenle önerilen sistemde yalnızca çoktan seçmeli değil açık uçlu sorular da kullanılmalı. Daha sonraki maddelerde ele alınacağı gibi bu anlamda kullanılacak bir ölçme aracının standart ölçme aracı olması gerekir. Bu sınavın sonucu öğrencinin diğer akademik kayıtlarına destek sağlayacak bir belge niteliğinde olmalı. Üniversiteye geçiş yalnızca bu sınavla gerçekleşmeyecektir. Okul öğrenmeleri ve öğrencilerin ilgi ve yönelimleri de dikkate alınması gereken diğer boyutlardır. Sonuçta ‘Üniversite Giriş Sınavı’ adı altında yapılacak bu uygulama öğrencilerin diledikleri zaman randevu alarak girecekleri bir sınav formatında, tüm yıl boyunca ve hemen her saatte uygulanacak bir yapıda olmalı.

Sınav kapsamının genel anlamda yetenek boyutunda öğrencilerin sayısal ve sözel becerilerinin değerlendirildiği bir yapıda olması öngörülmektedir. Üniversiteye Giriş Sınavı’nın bir başka özelliğinin de puanlara karşılık gelen yeterliklerin tanımlanması olmalı. Daha çok ölçüt dayanaklı değerlendirme anlamında yorum yapılmasını olanaklı kılacak bu yaklaşımın eğitim sistemine öğrenci sıralarının ötesinde geri bildirim vermesi beklenir. Farklı puan dilimlerine karşılık gelen öğrenci yeterliklerinin düşünme süreçleri olarak tanımlanması, üniversiteye müraacat eden öğrencilerin düşünme süreçleri anlamında hangi düzeyde olduklarını gösterecek, böylece üniversitelerin ilgili programları almak istedikleri öğrenci profillerini yeterlikler açısından değerlendirebilecekler.

2 – Psikometrik özellikleri zayıf testler: Birinci maddede tanımlanan sınav formatı psikometrik özellikleri sağlanmış, güvenirliği ve geçerliği yüksek bir uygulama olmak zorunda. Bireyselleştirilmiş test uygulamaları belli şartların sağlanmasını gerektirir. Daha sonraki maddelerde de ele alınacağı gibi standart test formatında geliştirilecek bu uygulamanın mevcut sistemden daha geçerli sonuçlar vermesi için psikometrik araştırmaların yapılması gerekir. Bireyselleştirilmiş test uygulaması olarak önerilen bu sistemin büyük bir soru bankasına sahip olması lazım. Bu anlamda ÖSYM’nin elindeki uygulanmış soruların tekrar ele alınarak revize edilmesi ve düzenlenmesi, bankanın oluşturulması için bir yol olabilir. ÖSYM arşivinde psikometrik özellikleri yeteri kadar sağlanmış çok sayıda soru bulunamadığı takdirde banka oluşturmak amacı ile yeni uygulamaların yapılması gerekecektir. Özellikle açık uçlu soruların yeniden üretilmesi ve ön uygulamadan geçirilmesi gerekir. Soru bankasının oluşturulması detayları ile projelendirilmesi gereken bir çalışmadır.

3 – Çoktan seçmeli soru formatı: Temelde çoktan seçmeli soru formatı kötü bir değerlendirme aracı değil. Ancak ülkemizdeki sorun her türlü kararın yalnızca çoktan seçmeli sorularla gerçekleştirilmesi ve soru kapsamının psikometrik özelliklere uygun hazırlanmamasıdır. İşin uzmanı olmayan ellerde hazırlanan çoktan seçmeli sorular eğitim sistemine ciddi zararlar veriyor. Dershanelerde farklı soru kalıpları ezberletilip, ne kadar çok soru üzerinden öğretim yapılırsa öğrencilerin sınavlarda o ölçüde başarılı olacağı düşünülüyor. Bu, okul ortamına da yansıyan bir uygulama. Ancak daha önce de söylendiği gibi çok soru çözmekle sınavdaki başarı arasında bir ilişki mevcut değil. Önemli olan kavramsal gelişimin ve belli becerilerin öğrenciler tarafından kazanılmasıdır. Tüm süreç çoktan seçmeli soruya odaklandığında ülkemizde ortaya çıkan durum kaçınılmaz. PISA gibi, TIMSS gibi uluslararası değerlendirmelerde öğrencilerimiz başarısız olup, özellikle açık uçlu soruları yanıtlamakta güçlük çekiyorlar. Öğrencilerimiz yalnızca çoktan seçmeli sorulara hazırlandıkları için yazma becerileri gelişmiyor. Bu nedenle birinci maddede önerilen Üniversite Giriş Sınavı’nın yalnızca çoktan seçmeli formatta yapılmaması gerekir. Açık uçlu soru kullanımının özellikle eğitim sistemine olumlu katkılar getireceğini söylemek yanlış olmayacak. Bu anlamda işin lojistik boyutunda kaç sınav kağıdının, kaç sorunun, kaç öğretmen tarafından, hangi güvenirlik düzeyinde, ne kadar sürede okunabileceğinin araştırılması şart. Anonim olarak hazırlanacak elektronik öğrenci yanıtlarının eğitilecek belli bir öğretmen grubu tarafından yüksek güvenirlikte değerlendirilmesi mümkün. Bu çalışmanın detayları ile projelendirilmesi gerekir.

4- Standart olmayan testler: Ülkemizdeki hiçbir geniş ölçekli test uygulaması standart değil. Her sene yeni bir test formu hazırlanıyor. Bu da bir kısır döngü oluşturuyor. Her sene özgün soru yazılmaya çalışıldığı için anlamsız soru formatları oluşturulup, bu sorular da içerik olarak ciddi kapsam geçerliği sorunu yaratıyor. Çoktan seçmeli sorular uzman olmayan kişilerce psikometrik prensiplere uygun olmayan bir tarzda yazılıyor. Değerlendirilmekte hatta bu sorular gazetelerde yayınlanabilecek kadar yaygınlaşıyor. Standart testler kapsamı kamuoyu ile paylaşılmayan, tam tersi belli bir süre geçerliğini korumak amacı ile kapsamı gizli tutulan testlerdir. Eğer Üniversite Giriş Sınavı bireyselleştirilmiş test formatında gerçekleştirilirse 20 binin üstünde sorudan oluşan büyük bir soru bankası kullanılacağı için sınavın kapsamını gizli tutmak da mümkün olabilir. Standart testler, test planı hazırlanmış, test planına göre soruları yazılmış, ön uygulaması yapılmış, normları önceden belirlenmiş, puanlara karşılık gelen öğrenci yeterlikleri tanımlanmış testlerdir. Standart test hazırlaması uzmanlık gerektiren bir süreçtir. Yukarıda ilk maddede önerilen Üniversite Giriş Sınavı’nın bu kapsamda hazırlanması gerekir. Aksi takdirde bir yıldan diğerine karşılaştırma yapılabilmesi, öğrencilerin birden fazla aldıkları sınav puanlarının aynı ölçek üzerinde değerlendirilmesi mümkün olmaz. Bu çalışma da yukarıda önerildiği üzere projelendirilip hayata geçirilmeli.

5 – Öğrenci yeterlikleri hakkında bilgi vermeyen testler: Ülkemizdeki geniş ölçekli sınavların hiçbiri puanlara karşılık gelen öğrenci yeterliklerini tanımlamaz. Sonuçta üniversiteye seçilen ve seçilmeyen adaylar arasındaki bilgi ve beceri farkları tanımsız kalır. Birinci maddede önerilen Üniversiteye Giriş Sınavı’nda puanlara karşılık gelen öğrenme ve yeterlik düzeylerinin tanımlanması sisteme geri bildirim sağlamak açısından son derece önemli. Örneğin PISA çalışmalarında Türk öğrencilerinin ortalama puanlarına karşılık gelen tanımlar ülkemizde temel becerilerin geliştirilmesinde sorun olduğunu gösteriyor. Bu tanımların OECD ülkelerindeki öğrenci düzeylerinin çok gerisinde kaldığı biliniyor. Cito Türkiye tarafından gerçekleştirilen Öğrenci İzleme Sistemi de PISA ile paralel sonuçlar veriyor. Temel eğitim düzeyindeki öğrenciler farklı ders alanlarında temel becerilere ulaşamıyor gözükmektedir (Berberoğlu ve diğerleri, 2009). Benzer bir yeterlik tabanlı sistemin üniversiteye geçişte kullanılacak sınavda da geçerli olması gerekir. Böyle bir uygulamayla üniversiteye girecek adaylardan beklenen minimum yeterlik düzeyleri de üniversite yönetimlerince belirlenebilir. Üniversite Giriş Sınavı’nın puanlara karşılık gelen yeterlik düzeyleri ile hazırlanması yukarıda önerilen bireyselleştirilmiş test uygulamaları kapsamında teknik olarak mümkün.

6 – Gelişimsel izlemeyi olanaklı kılmayan testler: Ülkemizde okul öğrenmelerine dayanan öğrenci gelişimini izleyen bir sistem lise düzeyinde mevcut değil. Halbuki, özellikle lise düzeyinde öğrencilerde gözlenen akademik gelişim üniversite eğitimi için oldukça önemli bir bilgidir. Okul öğrenmelerine odaklı gelişimi izleyen, her yılın sonunda yapılacak standart ölçmelerin lise düzeyinde öğrenci profillerini ortaya çıkarmada etkili olması düşünülüyor. Tamamı açık uçlu sorularla tasarlanabilecek bu standart uygulamaların bir Bakalorya Sistemi olarak değerlendirilmesi gerekir. Ancak önceki maddelerde söylendiği gibi bu uygulamaların da standart test kapsamına uyması gerekir. Açık uçlu değerlendirmelerin öğretmenlerce standart puanlama cetvellerine göre yapılacağı bu izleme sisteminde de, öğrenci yeterliklerine odaklı raporların oluşturulması üniversiteye geçiş aşamasında önemli bilgi sağlar. Lise yılları boyunca her ders yılı sonunda uygulanacak Lise Yeterlik Sınavları’nın üniversiteye girişte Üniversite Giriş Sınavları’ndan daha ağırlıklı olarak dikkate alınması düşünülebilir. Bunun nedeni hem belli bir süreye yayılmış olması hem de lise alan derslerinin tümünü kapsamasıdır. Sistemde esneklik sağlanması açısından ilgili sınavlara verilecek ağırlıklarla ilgili kararlar üniversite yönetimlerine de bırakılabilir. Sonuçta okul öğrenmelerine dayanan bir değerlendirme sistemi olarak ele alınacak bu gelişimsel izleme yine kapsamı gizli tutulan, yıllar arasında teknik olarak eşleştirilmiş sınav formları ile gerçekleştirilmelidir. Lise Yeterlik Sınavları’nın kapsam olarak Üniversite Giriş Sınavı’ndan farkı öğretim programları hedeflerini kapsamasıdır. Bir diğer fark da bu sınavların okul ortamında yılda bir kez uygulanıyor olması. Dünyada IB ya da A Level uygulamaları ile benzerleri kullanılan bu sistemde önemli olan okul öğrenmelerine odaklanmaktır. Bu sistemin oluşturulması da bir projelendirme çalışmasını gerektirir. Bu çalışma, beceri odaklı hazırlanacak öğretim programlarının test planlarında nasıl kapsanacağı, test sorularının nasıl yazılacağı ve değerlendirileceği, soruların nasıl okunacağı, test formlarının birbirleri ile nasıl eşleştirileceği vb. gibi detayların tanımlanmasını gerektiriyor.

7 – Bir yükseköğretim programına kayıtlı olduğu halde tekrar sınava giren öğrenciler: Her yıl üniversite sınavına daha önce bir yükseköğretim kurumuna yerleşen öğrencilerin bir kısmı tekrar giriyor. Bu da belli bir kitlenin üniversitede okuduğu bölümden memnun olmadığını gösterir. Bunun en temel nedenlerinden biri öğrencilere meslek tercihlerinin yeteri kadar doğru yaptırılmamasıdır. Okullarımızda özellikle psikolojik rehberlik merkezleri kanalı ile öğrencilerin mesleki yönlendirilme konusunda bilgilendirilmelerinin yanı sıra kendilerine doğru tavsiyelerin verilmesi gerekir. Okul sistemi içinde yaygınlaştırılacak bu hizmetler için öğrencilerin okul kayıtları, ilgi ve istekleri dikkate alındığında ilerisi için daha gerçekçi ve doğru tercihlerin yapılması sağlanacaktır. Okul rehberlik merkezi, öğrencilerin ilgilerini, okul başarı kayıtlarını, Lise Yeterlik Sınav sonuçlarını ve nihayet Üniversite Giriş Sınavı sonuçlarını kullanarak daha gerçekçi ve doğru mesleki rehberlik hizmetleri sağlayabilir. Bu anlamda okul rehberlik merkezlerinin “Öğrenci Gelişim ve Yönelim Raporu” hazırlaması gerekir. Bu raporun içeriği, öğrencilerin nasıl yönlendirileceği vs. gibi detayların yukarıda belirtilen projelere paralel olarak projelendirilmesi gerekiyor.

8 – Yalnızca akademik odaklı değerlendirme: Öğrencilerin üniversiteye yönlendirilmesinde yalnızca akademik anlamdaki başarılarının dikkate alınması önemli bir sorun. Yerleştirmede değil, ancak yönlendirmede öğrencilerin ilgi duydukları alana yönelik bilgilendirilmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda açıklanan Lise Yeterlik Sınavları ile birlikte öğrencilerin ilgi ve tutumlarının da dikkate alınarak üniversite eğitiminde nasıl bir tercihte bulunmaları gerektiği konusundaki yönlendirme öğrenciler hakkında daha kapsamlı bir değerlendirme yapılmasını sağlar. Burada önemli olan pek çok bilginin kullanılarak öğrencilerin doğru yönlendirilmesidir. Bu anlamda okullardaki rehberlik bölümlerinin öğrencilerin tüm bilgilerini kapsayan “Öğrenci Gelişim ve Yönelim Raporu”nu üniversiteye geçiş aşamasında kullanılmak üzere hazırlarken başka ne tür değerlendirme araçlarına ve yöntemlerine ihtiyaç olduğunun da yukarıdaki proje kapsamında ele alınarak tasarlanması gerekir. Bilişsel alan dışında kullanılacak ölçme araçlarının geliştirilmesi bu alanda gerçekleştirilecek hazırlık çalışmalarının bir parçası olabilir. Ancak bu süreçte önemli olan rehber öğretmen ile öğrencilerin yüz yüze etkileşip doğru bir iletişim mekanizması içinde ortak bir yönelim belirlemesidir.

9 – Etik olmayan uygulamalar: Okul öğrenmelerinin ön plana çıktığı sistemde okuldan rapor alarak uzaklaşmak öğrencilerin sene sonunda alacakları Lise Yeterlik Sınavları’nda dezavantajlı durumda kalmalarına neden olmalı. Yazının başında da belirtildiği gibi, eğitimdeki nitelik artışı kapsamında gerçekleştirilecek beceri ağırlıklı eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yaygınlaşması daha rasyonel öğretim programları ile mümkün olur. Örneğin fen derslerinde öğrencilerin katılması gereken bir deney sürecinin ve deney sonuç raporunun yeterlik sınavlarında kapsanması öğrencilerin okul öğrenmelerine önem vermesini sağlar. Ya da Türkçe dersinde okunan kitapla ilgili yapılacak okuduğunu anlama etkinliklerine katılmak, Lise Yeterlik Sınavı’nda ilgili kitap kapsamındaki soruların doğru yanıtlanmasını sağlar. Önerilen sistemde mutlaka öğretim programları ile ilgili ciddi boyutta bir nitelik ve kapsam değerlendirmesi yapılmalı. Programlarda gerçekleşmeyecek bir düzelmenin sistemde üniversiteye geçişi olumlu yönde etkilemeyeceği açık. Sistemin bütüncül olarak ele alınması bu nedenle önemli. Aksi takdirde okulda bulamadığı doğru öğrenme ortamlarını öğrenciler yine dışarıdaki kaynaklarda arar. Böyle bir uygulamanın yerleşmesi, sahte doktor raporu alınmasının da önüne geçer.

Üniversiteye geçiş

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, üniversiteye geçişte temel prensip, zamana yayılan çok sayıda değerlendirme sonuçlarının ve öğrenci ilgi ve yönelimlerinin dikkate alınarak doğru mesleki yönlendirme ile daha gerçekçi ve doğru üniversite tercihlerinin yapılmasını sağlamaktır. Kriterlerin aynı olmasına rağmen bu kriterlere verilecek ağırlıkların üniversitelerin kararına bırakılması sistemde daha esnek bir yapının oluşmasını sağlayacaktır.

Yukarıda açıklanan sistem özetlenecek olursa;

– Öğrencilerin lise eğitimleri boyunca her sene sonunda okul ortamında alacakları öğretim programlarındaki hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını değerlendiren Lise Yeterlik Sınavları sonuçları,

– Öğrencilerin 11. ve 12. sınıflarda istedikleri zaman ve istedikleri sayıda alacakları sözel ve sayısal düşünme becerilerini değerlendiren Üniversiteye Giriş Sınavı sonuçları,

– Okulun psikolojik danışma ve rehberlik grubu yardımı ile öğrenci ilgi ve yönelimlerinin dikkate alınarak hazırlanan Öğrenci Gelişim ve Yönelim Raporu, olmak üzere üç farklı kaynaktan elde edilen bilgilerle üniversiteye geçiş mümkün olabilir. Öğrenciler bu raporlarla üniversitelere doğrudan başvurabilirler. Programlara yerleştirme üniversiteler tarafından yapılacak. Üniversitelerin bu üç kriteri temel alarak başka kriterleri de dikkate alması sistemin esnekliği açısından son derece önemli. Bu üç kritere ek olarak öğrencilerin ilköğretim ve lise eğitimleri boyunca geliştirdikleri ya da kazandıkları sanatsal ya da sportif beceriler de üniversite yönetimlerince programlara yerleştirme sürecinde önemli bir kriter olarak kullanılabilmelidir. Sanat ve spor faaliyetlerinin de kriter olarak kullanılması öğrencilerin şu anda sistemde hiçbir şekilde dikkate alınmayan ancak gelişimsel açıdan son derece önemli olan alanlara yönelmesini sağlar. Özellikle üniversitelerin sanat ve spor alanları ile ilgili programlarına öğrenci seçilirken ve yerleştirilirken bu özelliklerin ağırlıklı olarak dikkate alınması gerekebilir. Sanat ve spor alanlarındaki kanıtlanmış başarıların ve çalışmaların (sertifika, kursa katılım vb. gibi) Öğrenci Gelişim ve Yönelim Raporları’nın bir parçası olarak değerlendirilmesi de mümkün.

Önerilen sistemin olası riskleri

Sistem “bütüncül” yapıda ele alınmadığı takdirde başarılı olma olasılığı düşük olur. Üniversiteye geçiş hem lojistik olarak hem de kullanılacak ölçme araçlarının psikometrik özellikleri açısından başarısızlığa uğrama riskine sahip. Bu riskler genel hatları ile aşağıda ele alınıyor:

1 – Okullardaki eğitim ve öğretimin niteliği artmadığı ve öğretim programlarının beceri ağırlıklı formatta ele alınmadığı durumlarda üniversiteye giriş lise yıllarında uygulanan yeterlik sınavları ve üniversite giriş sınavlarına odaklanacak, sınav sayısı artmış gözükecek, bu nedenle de yine dershanelere olan talep artacaktır. Nitelik artışı tüm okullarda gerçekleştirilmeli. Aksi takdirde fırsat eşitsizliği devam eder.

2 – Diğer bir risk yine ölçme araçlarından kaynaklanabilir. Yukarıda önerilen formattan farklı olarak yalnızca çoktan seçmeli soruların kullanıldığı ve standart olmayan yöntemlerle uzman olmayan ekiplerin hazırlayacağı sınavlar günümüzde yaşadığımız kapsam geçerliği düşük ölçme araçları ve anlamsız soru formatları ile niteliği olumsuz yönde etkilemeye devam eder. Özellikle sınav sorularının kamuoyu ile paylaşılması benzer soruların üretilmesini devam ettirecek ve okullarda soru üzerinden eğitim yapılmaya devam edilecektir.

3 – Özellikle birden fazla test alma şansının verildiği Üniversite Giriş Sınavı’nın psikometrik özelliklerine dikkat edilmeli. Birbirleriyle puan bazında karşılaştırılması mümkün ölçmeler yukarıda önerildiği gibi bireyselleştirilmiş test uygulamaları ile mümkün. Farklı testlerden alınan puanların karşılaştırılabilir ölçekte olması gerekir. Bu uygulamalarda test formları arasındaki denklik sağlanmadığı takdirde puanların karşılaştırılabilir özellikleri olması mümkün değil. Sistem daha karmaşık, bir uygulamadan diğerine farklı sonuçlar üreten bir uygulamaya dönüşme riskine sahip. Bu nedenle Üniversiteye Giriş Sınavı’nın çok iyi hazırlanması ve teknik özelliklerinin uzmanlarca çalışılması gerekir.

4 – Yeterlik sınavlarında kullanılacak açık uçlu soruların hazırlanması da ciddi uzmanlık gerektirir. Öncelikle açık uçlu sorulardan ne anlaşılması gerektiği konusunda ortak bir tanım geliştirilmeli. Standart sınavlarda kullanılan açık uçlu sorular genelde yanıtı sınırlandırılmış formatta hazırlanıyor. Aksi takdirde objektif puanlama son derece güç olur. Soruların ve puanlama anahtarlarının yeterince iyi hazırlanmadığı, standart hale getirilmediği durumlarda puanlamada sorunlar yaşama olasılığı yüksek. Bu da sistemin güvenirlik ve geçerliğini olumsuz etkiler. Burada iki büyük tehlike var. Birincisi niteliksiz açık uçlu soruların kullanılması, diğeri de yetersiz hazırlanan puanlama cetvelleri ile güvenirliği düşük puanlama yapılması. Soru yazarlarının alan bilgisi güçlü olmalı, soru yazma deneyimleri olmalı ve öğrencilerin genel durumu hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Soru yazma eğitimi tek başına etkili olmayabilir. Puanlama güvenirliği için ise mutlaka birden fazla puanlayıcının aynı yanıtı hangi ölçüde paralel puanladığının dikkate alınarak incelenmesi gerekir. Tüm bunlar işin lojistik boyutunda araştırılması gereken önemli noktalardır. Bu iki noktaya dikkat edilmediği takdirde yine eğitim sistemi içinde ne ölçtüğü belli olmayan kapsam geçerliği düşük ve puanlama güvenirliği zayıf niteliksiz açık uçlu sorular yaygınlaşacaktır.

5 – Bir diğer sorun hemen her öğrencinin yöneleceği bir yüksek öğretim programının oluşturulmasıdır. Büyük bir kitlenin üniversite eğitiminin dışında kalacağı bir modelde yukarıda özetlenen durumların gerçekleştirilmesi mümkün olmayacak. Bu nedenle üniversite ve programlarının yaygınlaştırılması gerekir. Ancak bunu yaparken niteliği yüksek tutmakta yarar var. Şöyle ki, lise programlarında gerçekleştirilecek reform ve iyileştirme çalışmalarının niteliği arttırması beklenir. Bu sağlanmadığı takdirde niteliği düşük üniversite programları üniversiteler arasında büyük farkların oluşmasına, sonuçta belli üniversitelere yine aşırı talep olur. Bu da sonuçta seçme sürecini rahatlatmayacak, rekabet devam ettiği için de yine okul dışı destek arayışları devam edecektir.

Sonuç

Bu raporda önerilen sistem var olan sisteme göre daha çok sayıda sınavın kullanılmasını gerektirir. Ancak bu sınavlar zamana yayılarak ve özellikle okul öğrenmelerine odaklanarak gelişimsel izlemeyi ön plana çıkarır. Öğrencilerin kendilerini bu süreçte daha iyi tanımaları ve rehberlik ve psikolojik danışma alanının yardımı ile daha gerçekçi ve doğru üniversite ve program tercihleri yapmaları bekleniyor.

Önerilen sistemde aşağıda sıralanan durumlara özellikle dikkat çekmek gerekmektedir.

1 – Ölçme ve değerlendirme sistemlerinin işin uzmanlarınca yürütülmesi gerekir. Eğitimde ölçme ve değerlendirme önemli bir uzmanlık alanıdır. Önerilen sistem bu uzmanlığa sahip kişilerce geliştirilmeli ve yönlendirilmeli.

2 – Ölçme ve değerlendirme uygulamaları masa başı kararlarından çok araştırma sonuçlarından çıkacak bulgulara dayanarak geliştirilmeli. Ölçme ve değerlendirme bir uygulama alanıdır. Doğru ve gerçekçi uygulamalar bu raporda da belirtildiği gibi lojistik ve psikometrik alanlarda yapılacak araştırma sonuçlarına göre oluşturulmalı. Araştırmaya dayanmadan yapılacak değişiklikler kalıcı olmaz.

3 – Bu sistemde önerilen testler (bu raporda test her türlü soru formatını kapsayan ölçme aracı olarak tanımlanıyor) öğrenci yeterliklerinin ön plana çıkarıldığı ölçme araçlarıdır. Bu teknik özellik masa başında alınabilecek kararlarla gerçekleştirilemez. Ampirik çalışma yapmayı gerektirir. Bu nedenle önerilen testlerin sıralama yerine puanlara karşılık gelen düşünme süreçlerine yönelik becerilerin tanımladığı bir formatta, doğası gereği “mutlak değerlendirme”ye daha yakın geliştirilmesi gerekir. Aksi takdirde sisteme geri bildirim sağlamayacak yine eskiden olduğu gibi sıralama ön plana çıkacaktır.

Yazar : Prof. Dr. Giray Berberoğlu – Cito Türkiye Bilim Kurulu Başkanı

ÖZEL OKULLARA ÖĞRENCİ ALIMI

Türkiye Özel Okullar Birliği özel okullara başvuru kılavuzunu yaynladı.
2012-2013 eğitim-öğretim yılı için özel ortaöğretim okullarına 8. sınıf SBS sonucuna göre öğrenci yerleştirme amacıyla kayıt komisyonu tarafından hazırlanan “Başvuru Klavuzu” ve Özel Okullar Listelerini aşağıdaki linkten bulabilirsiniz: