Kabataş Erkek Lisesi’nde 15 yıl kadar öğretmenlik yapan Behçet Necatigil iki yanı ağaçlı Çırağan Caddesi’ne olan sevgisini arkadaşına yazdığı 4 Ekim 1937 tarihli mektupta işte şöyle anlatır.

“…ne kadar isterdim beşiktaş – ortaköy yolunun üzerinde olmayı. bir duvar dibinden, bir kedi gibi sürtünerek yürümeyi. hani sesinle susar, yürür ve susardık. bir köşebaşına gelince ben, sana sezdirmemeye çalışarak firari bir nazar atfederdim görünmeyen bir eve doğru hani… (…) beşiktaş – ortaköy yolunda yürüdükçe beni hatırla. neye bağlıyım bu kadar o yola. ve neye bu kadar istiyorum daima o yolda yürümeyi.
fütura ram arka sokakları, gürültünün erişemediği arka sokakları, bir şey düşünmemeye kendini zorlayarak dolaşmanın sırasıdır tahir. dolaşmanın sırasıdır.”

Ortaköy’e gitmek için geçtiğiniz Çırağan Caddesi de benim için en az Ortaköy kadar heyecan verici. Bu yol boyunca uzanan yüzyıllık çınarlardan bazıları çok kısa bir süre önce kesilmiş olsa da kalanlar o tarihi dokuya eşlik etmeye devam ediyorlar. Her seferinde kzlara Kabatal Erkek Lisesi’ni, Galatasaray Üniversitesi’ni ve Çırağan Sarayı’nı bıkmadan yeniden gösteriyorum ilk defa görüyormuşcasına…

Sonunda ulaştığınız Ortaköy’ün tarihi hakkında biraz araştırma yaptım. Gezdiğim yerlerin tarihini bilmek, orayı gezerken tarihi hissetmeme neden olduğu için çok hoşuma gidiyor. Gezerken özellikle de yalnızsam günümüzde değil de o tarihte birgün gezdiğimi hayal ediyorum…

Antik çağda adının Arkheion olduğu söylenir. Bizans çağında, Boğaziçi’nin iki yakasında seyrek balıkçı köyleri kurulmuş; tabii güzelliklere sahip ve boş olan Boğaziçi kıyılarının bazı yerlerinde köşkler, manastırlar yapılmıştır. İmparator VI. Leon’un (hd 886-912) sevgilisi Zoe ile buluştuğu Damianu Sarayı’nın Ortaköy’de olduğu; Damianu mevkiine adını veren manastırın ise, imparator Teofilos (hd 829-842) ve III. Mihail (hd 842-867) zamanlarında devletin ileri gelenlerinden olan Damianos tarafından 9. yy’da yaptırıldığı ileri sürülür.

Bugünkü Ortaköy’ün, büyük Ayios Fokas Manastırı’nın bulunduğu yer olduğu anlaşılmaktadır. Rumların aynı azize ithaf edilmiş bugünkü küçük kiliseleri de Ayios Fokas adındadır. Ayios Fokas Manastırı’nın yeri bulunamamıştır. Bu manastırın yakınında 9. yy’da Ermeni asıllı Ortodoks patriği VII. İoannes Grammatikos’un (832-842) veya kardeşi Arsabarios’un (Arşavir) muhteşem bir sarayının olduğu, bu yüzden semtin Arsebera (veya Arsaberu) olarak da ün kazandığı yazılır. Sarayda gizli ayinler ve ahlâka aykırı eğlenceler yapıldığı yolunda dedikodular çıktığı için I. Basileos (hd 867-886) tarafından satın alınarak 150 rahiplik bir manastır haline getirilmiştir.


Bu manastırın varlığı (Meryemana) Bizans’ın son yıllarına kadar devam etmiştir. Ortaköy’ün tarihinden gelen en önemli özelliği farklı kültürlerden Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklarının ve farklı inançların bir arada dostluk içinde yaşamasıdır ve bu özellik günümüze kadar gelmiştir. Ortodoks Kilisesi’nin İsa’nın vaftizine remiz olarak haçın suya atılması yortusunun son yıllara kadar Ortaköy İskelesi’nde yapılmış olması da bu geçmişin bir kalıntısıdır. Ortaköy’de Yahudi cemaatine ait bilgiler de oldukça eskidir.


Evliya Çelebi Seyahatnamede Ortaköy kıyılarındaki büyük yalılar arasında Şekerci Yahudi ve İshak Yahudi’den bahsetmektedir. 1156/1746 tarihli fermandan Ortaköy Camii’ne yakın, deniz kenarında Yahudi evlerinin yandığı anlaşılır. Ortaköy’deki en eski sinagog olan Etz ha-Hayim Sinagogu yangın sonucu birkaç kez harap olmuş, yeniden yapılmıştır. 1618 Bedesten Yangını’nda evsiz kalan çok sayıda Yahudi ailesi; 1891′de Beşiktaş’daki yangın felaketini yaşayan Yahudi cemaati; 1921′de Rusya’dan göçen Yahudiler topluca Ortaköy’e yerleşmişlerdir. 1936′da nüfusu 16.000 olan Ortaköy’de 700 Yahudi ailesinin yaşadığı bilinmektedir. Ortaköy’de bugün artık kullanılmayan ikinci sinagog Gültekin Arkası Sokağı’ndaki Yenimahalle Sinagogu’dur. Türklerin Ortaköy’e yerleşmesi I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) olmuştur. Deniz tarafinda Defterdar Paşa Camii, aynı yıllarda Sadrazam Kara Ahmed Paşa’nın (ö. 1556) kethüdası Hüsrev Kethüda tarafından Mimar Sinan’a bir hamam yaptırılmıştır. Mimari açıdan simetrik planlı, erkekler ve kadınlara mahsus çifte hamam olarak kullanılan yapı Ortaköy’deki en eski anıttır. Ortaköy Deresi vadisinin iki yamacına, 16. yy’da Türklerin yoğun olarak yerleştikleri görülür. 17. yy ortasında dere içinde bir İslam mahallesi, kıyıda ise yalılar vardı. Bu yalıların hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir. Bunun başlıca sebebi, Abdülaziz tarafından 1871′de yaptırılan yeni Çırağan Sarayı’dır. Beşiktaş Mevlevihânesi ve Ortaköy’e kadar uzanan yalılar ortadan kaldırılarak elde edilen uzun ve geniş alan Çırağan Sarayı inşaatına ayrılmıştır. Ortaköy İskelesi ile Defterdarburnu arasında kalan şeritte Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ortaköy Camii, Sübyan Mektebi ve sahilin gerisinde Rum, Ermeni ve Yahudi esnafının evleri; daha sonra Neşetâbâd Sahilsarayı, Esma Sultan Sahilsarayı, Naime Sultan Yalısı, Hatice Sultan Sahilsarayı, Fatma Sultan, Zekiye Sultan yalıları sıralanırdı. Ortaköy’e bugünkü çehre ve özelliğini kazandıran, iskelenin arkasındaki Ortaköy Meydanı’nın en belirgin ve egemen mimari öğesi Ortaköy Camii’dir.

Mehmed Ağa tarafından 18. yy’ın başlarında yaptırılan cami, Abdülmecid tarafından tamamen yıktırılarak denize uzanan rıhtım üzerine 1854-1856 yıllarında Mimar Nigoğos Balyan’a yeniden yaptırılmıştır. Camiyi yaptıran Abdülmecid, Ortaköy’ün imarına da önem vermiş, Ortaköy Deresi üzerine, bugün artık olmayan köprüyü, sahilde iskelenin güneyindeki mermer sütunlu karakol binasını yaptırmıştır. Meydanda cami kadar eski ve önemli başka bir eserde 1136/1723-24 tarihli Damat İbrahim Paşa Çeşmesi’dir. Sahilde ahşap temeller üzerinde oturan çeşme, zamanla dolgu ve zemin oturmasından çökmüş, toprak seviyesinin 1,5 metre altında kalmıştır. Beşiktaş Belediyesi tarafından, Ortaköy Meydanı ve çevre düzenlemesi çalışması sırasında, kahvelerin arkasına sıkışmış ve görünmeyen çeşme caminin karşısına taşınarak, toprak altında kalan su teknesi ve musluk etrafındaki selvi motifli taşı ortaya çıkarılmış, restorasyonu yapılmıştır. Meydanda, Sütçü Ali Sokağı önünde kahvelerin yanında küçük Hamidiye Çeşmesi (Saka Çeşmesi) vardı. Hamidiye su şebekesinden dağılan kol, eski hamamın önündeki Saka Çeşmesi denilen bu döküm çeşmeye ulaşırdı. Bu çeşme daha sonra kaldırıldı ve su yolu kapatıldı. Meydandaki demir döküm çeşme, Yıldız’dan alınarak onarılmış, 1992′deki meydan düzenlemesi çalışmaları sırasında şimdiki yerine konulmuştur. Meydandaki diğer bir küçük çeşme ise cami girişinin yanında avlunun önündedir. Meydanın arka sokağı ve Muallim Naci Caddesi’nde girişi olan Ayios Fokas Kilisesi 1856′da yapılmıştır. Bizans döneminde bölgede bulunan manastırın adını yaşatmaktadır. P. Ğ. İnciciyan, Dünya Coğrafyası adlı kitabının İstanbul bölümünde sahilden uzak bir yerde, Ermenilerin Surp Asdvadzadzin adında kiliseleri olduğunu yazar. Ermenilerin Ortaköy bahçelerinde, vadi yamaçlarında ve sahildeki yerleşimlerde de evleri olduğu görülür. Ortaköy’de Balyan, Dr. Gabriel Paşa, Portukal Paşa, Mıgırdıç Beşiktaşlıyan, Hagop Boronyan, Artin Dadyan gibi ünlü Ermeniler yaşamıştır. Ortaköy Vapur İskelesi Sokağı başındaki Simon Kalfa Apartmanı Balyan Ailesi’nin mülkü idi. Zemin katında bulunan Cafe Jardin yakın tarihlere kadar faaliyetini sürdürmüştür. 19. yy Osmanlı sivil mimarisinin özgün örneklerinin bulunduğu Ortaköy Meydanı ve çevresi 1989′da başlatılan proje çalışmaları ile 1992′de yeniden düzenlenmiştir. Ortaköy, tarihi kültürel yapısıyla son dönemlerde gerek İstanbulluların, gerekse yabancıların geniş bir ilgi odağı haline geldi. Semtin ve özellikle meydanın İstanbul’un ilgi odağı haline gelmesindeki diğer bir etken de, üç dini temsil eden üç anıtsal yapının birbirine yakın olmasıdır. Bunlar, çevredeki özgün yapı gruplarıyla tutarlı bir bütünlük ve uyum içindedirler. Bu üç kültürün bir arada yaşadığı ortamı yeniden eski özellikleri ile ortaya çıkarmak amacıyla kapsamlı bir proje yapılmış, bugünkü düzenleme çalışmaları sonuçlandırılmıştır. Meydan ve çevresi, sanat atölyeleri, kahveler, bar ve lokantalar, pazar günleri açılan elişi, antika ve sanat pazarıyla, gece gündüz canlı bir buluşma merkezidir(Beşiktaş belediyesi).

Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli gibi yapıları, cami-kilise-sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy Çarşısı, çarşının içindeki seyyar “entel pazarı”, hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla günün her saati canlı bir Ortaköy görmeniz mümkün.

Sahile inen yoldaki kumpirciler aç olmasanız bile canınızın çekmesine yol açıyor. Çalışanların müşteri çekmek için yaptıkları hareketler ve söyledikleri cümleler bazen ortaoyunu veya stand-up gösterisi seyrediyormuş gibi hissetmenize neden oluyor. Bu da kumpirin ve waffle’ın yanındaki bonus olmakta. Kumpirin ve waffle’ın iç malzemeleri birçok yerdekine göre daha fazla çeşitli ve malzemeleri koyarken de asla cimrilik yapmadıklarını söylemek gerek. Fiyatları İstanbul’un geneline göre hele de turistik bir bölge için bence oldukça makul. Ortaköy’e girerken kumpir, çıkarken de tatlı olarak waffle almanızı öneririm. Tabi eğer Ortaköy’de bulunan cafelere takılmayacaksanız.

Ortaköy’ün bence en büyük sorunu trafik. Ne yazık ki caddenin genişliği özellikle de hafta sonları mevcut tarfiği karşılamaya yetmemekte. Bizde toplu ulaşım araçları kullanılmadığı için bu sorun bundan yıllar sonra da eminim devam edecektir. Arabayı park edecek bir otopark bulmanız da zor olduğu için taksiyle gitmenizi ya da hafta içi gitmenizi öneririm.