Archive for Nisan, 2012


Almanya’da Avrupa’ya model oluşturmak üzere endüstriyel ilişkiler ve kriz yönetimi konusunda WSI tarafından organize edilen yaz okulu ile ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir. Başvuru 27 Nisan’da son bulacak ve bu konuyla ilgilenen tüm öğrenci ve araştırmacılara açık.

Invitation – Call for Applications
WSI Summer School 2012
17 September – 21 September 2012 in Berlin
Industrial Relations and Crisis Management in Germany: a model for Europe?
What are the aims of the WSI Summer School?
The WSI Summer School is an excellent opportunity to learn more about the current features of industrial relations in Germany and the challenges ahead for organised labour. We want also to provide scope for a critical assessment of the topics presented and encourage a discussion of political alternatives. Finally, we will ask to what extent German industrial relations are currently taken as a model for Europe?
Who can participate in the WSI Summer School?
The WSI Summer School addresses students and doctoral students as well as young researchers from all social sciences (Economics, Law, Sociology, Political Science etc.). The WSI aims to have an international composition of participants. Therefore, the working language during the WSI Summer School will be English.
Application:
Applications for the participation at the WSI Summer School should be sent at latest by 27 April 2012 to wsi-summerschool@boeckler.de. Please use the application form enclosed with this invitation.
Fees:
All participants have to pay a lump-sum of 50.00 Euro for accommodation and meals during the Summer School. Travel costs have to be covered by the participants. In individual cases the WSI can award a grant towards the travel costs.
Where does the WSI Summer School take place?
The WSI Summer School takes place at the IG Metall Bildungsstätte Berlin Pichelssee which is a training college of the German Metalworkers’ Union IG Metall.
For more information see: http://netkey40.igmetall.de/homepages/bs-berlin.pichelssee/

http://www.boeckler.de/pdf/v_2012_09_17_call.pdf

Reklamlar

Bugün YGS sonuçlarının açıklanmasının ardından özellikle eğitimle ilgili yazılara dikkat çekmek istemekteyim. Can Dündar’ın bilgisayar oyunları ve şiddetle ilgili yazısı gerçekten etkileyici. Abbas Güçlü eğitim sistemi konusunda sürekli takip ettiği yazarlardan birisi. Onun YS sonuçlarıyla ilgili yorumları her zamanki gibi gerçekçi.Çocuk eğitimi için sadece kitap okumak yetmememekte, güncel eğitim bilgileri, köşe yazıları da oldukça yararlı ve etkilidir. Çünkü sistem o kadar fazla ve hızla değişmetedir ki bazen 2-3 yıl önce yazılmış kitaplar ne yazık ki bazı konularda eskimiş olmaktalar.

GÖREV ÇAĞRISI

Can Dündar

Bundan 10 yıl kadar önce tesadüfen girdiğim bir internet kafede karşılaşmıştım acı gerçekle:
Bilgisayar başında kafası öne eğik çocukların hepsinin ekranında aynı oyun vardı.
Anti-terör timi rolüne bürünen çocuklar, çetelere bölünmüş öfkeyle “düşman teröristler”e saldırıyor, bıçaklıyor, ateş ediyor, beynini uçuruyorlardı.
Amerikan icadı oyundaki bütün teröristler Arap’tı.
Kafeden dehşet içinde çıkıp oyunla ilgili bir yazı yazmıştım. Daha sonra değişik vesilelerle bu tehlikeye dikkat çektim.
Bu arada oyun öyle popüler oldu ki, “Siberlig”de şampiyona düzenlendi. Türkiye’de farklı illerden en çok terörist öldüren 250 “klan” katıldı. Kazanan takım Güney Kore’de 55 ülkeden gelen “anti-terör timleri” ile yarıştı.
* * *
“Canım bilgisayar oyunu işte, abartma” mı diyorsunuz.
Size tanık olarak dünkü haberi takdim etmek isterim:
2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük katliama imza atan Norveçli faşist Anders Behring Breivik, 77 kişiyi katlettiği olaydaki ilham kaynağını açıkladı:
“Call of Duty” (Görev Çağrısı”) adlı bilgisayar oyunu…
Katil, katliamdan önce annesinin evinde, günde 16 saat bu oyunu oynamış.
Oyun, bahsettiğim türün en gelişmiş versiyonu… Size bir tankın içinden ya da uzak mesafeden ateş ettiğiniz düşmanın kellesi uçtuğunda çıkardığı sesi duyma, bedeninden boşalan kanı hissetme imkânını bahşediyor.
Şimdi sıkı durun:
“Call of Duty”, bir yılda 55 milyon kopya satmış.
Sadece önceki ay, internette 40 milyon oyuncusu varmış.
Bu rakamı internet cafelerce çoğaltın, neyle birlikte yaşadığımızı anlarsınız.
* * *
Bunların toplumsal şiddetin çoğalmasındaki rolünden yakındığımızda sektörün lobilerine yakın bazı uzmanlar “Bayatlamış tezler” diyordu.
Bu oyunların çocukları şiddete yönlendirmek bir yana, tersine içlerindeki şiddeti boşalttığı için yararlı bile sayılabileceğini söylüyorlardı.
Norveç örneği ile nereye boşalttığını görmüş oluyoruz.
Oyundaki karakterler gibi “yabancı düşmanı” olan Breivik duruşmada şöyle diyor:
“Nişan alma yeteneğimi bu oyun sayesinde geliştirdim. Oyun, çok iyi bir savaş simülatörü… O kadar iyi ki dünyadaki birçok ordu tarafından kullanılıyor. Sisteme alışırsa neneniz bile keskin bir nişancıya dönüşebilir.”
* * *
Eh, nenelerimiz değilse de, bebelerimiz dönüşüyor.
Ve biz evde, okulda, sokakta ve şimdilerde de hastanelerde yükselen şiddet sarmalından yakınıp duruyoruz.
“Daha fazla karşı şiddet” dışında da çare üretemiyoruz.
“Toplumsal şiddetin kaynağı bu oyunlar” diyecek kadar cahil değilim; ancak bu oyunların içerdiği vahşetle şiddet iklimine katkısı inkâr edilebilir mi?
Öyle bir çağdayız ki, ekranda azıcık ihtiraslı bir öpüşme sahnesi olsa üst kurullar makasla koşturuyor; aynı ekranda kan gövdeyi götürse kimse umursamıyor.
Cinsellik içeren her tür yayın internetten tamamen temizlendi maşallah; şiddet ise keyfince at koşturuyor.
Yasaktan yana değilim; ancak artık şiddete bahşedilen tolerans ve teşviki, sanata, kültüre, barışa, özgürlüğe, aşka göstermedikçe bu kanlı tezgâhtan çıkışımız yok.
Bu da bizim “Görev çağrımız” olsun.
http://gundem.milliyet.com.tr/gorev-cagrisi/gundem/gundemyazardetay/21.04.2012/1530876/default.htm

http://www.candundar.com.tr/_v3/#!/En_Son_Eklenenler/Görev_Çağrısı/#Did=18287

BU KARA TABLONUN HESABINI KİMLER VERECEK?
Abbas Güçlü


Üniversite sınav sonuçları eğitimin röntgenini bir kez daha çekti. Ve durum eskisinden de berbat…
YGS’de 40 soru vardı. Türkiye ortalaması kaç biliyor musunuz? Sadece ve sadece 3. Yani onca eğitim, dershane ve özel ders dopingine rağmen adaylar sadece soruların yüzde 10’unu çözebiliyorsa, alarm zillerinin bangır, bangır çalıyor olması gerekirdi.
Cumhurbaşkanı Başbakana, Başbakan Milli Eğitim Bakanına, Milli Eğitim Bakanı da il milli eğitim müdürleri ve okul yöneticilerine onlar da öğretmenlere bu “rezalet“in hesabını sormalı. Sormalı ki, durum her geçen yıl daha vahim noktalara gelmesin…
Sıfır alanları, hiç sorgulamıyorum bile. Çünkü onlara alıştık iyice…

Sorumlular hesap versin!
Diğer tüm giriş sınavları gibi YGS sonuçları da, bir anlamda Türk eğitim sistemini bir aynası konumunda. Alınan doping, gösterilen vurdum duymazlık ve en önemlisi de umut tacirliğine yönelik her şey bir bir ortaya çıkıyor.

57 bini sınava girmedi!
Adaylar, özellikle de iddialı olanlar, Matematik’te coştu. Sosyal Bilimlerde döküldüler. 50 Bini sıfır çekti ve 57 bini de başvurduğu halde sınava girmedi.
İsterseniz gelin önce şu siyah ötesi tabloya bir göz atalım:
YGS’de sınavı geçerli sayılan 1 milyon 837 bin 344 adaydan 50 bin 805’i ”sıfır” aldı.
1 milyon 895 bin 476 aday başvurdu, bu adaylardan 57 bin 742’si sınava girmedi.
Sınavı geçerli sayılan aday sayısı 1 milyon 837 bin 344 olarak belirlenirken, 50 bin 805 adayın ise puanları 0,5’ten küçük olduğu için hesaplanmadı.

En çok şampiyon Matematik’te
Sınavda Türkçe testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 929, Sosyal Bilimler testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 56, Temel Matematik testinde 40 sorunun tamamını yanıtlayan bin 316, Fen Bilimler testinde 40 sorunun
tamamını doğru yanıtlayan 437 aday
çıktı.
Geçen sene testleri doğru yanıtlayan Türkçe’den bin 392, Sosyal Bilimler’den 5, Temel Matematik’ten bin 805, Fen Bilimleri’nden ise 407 aday çıkmıştı.

Geçen yıla göre net sayıları
Doğru yanıt oranına bakıldığında, Türkçe testinde 77 bin 429 aday (geçen yıl 142 bin 752 aday), Sosyal Bilimler testinde 9 bin 652 aday (geçen yıl 4 bin 925 aday), Temel Matematik testinde 35 bin 892 aday (geçen yıl 30 bin 633 aday), Fen Bilimleri testinde 22 bin 313 aday (geçen yıl 18 bin 69 aday) 35 ve üzerinde soruya doğru yanıt verdi.
4’ün altında doğru yanıt veren aday sayısı ise Türkçe testinde 31 bin 249 aday (geçen yıl 15 bin 99), Sosyal Bilimler testinde 253 bin 918 aday (geçen yıl 197 bin 703 aday), Temel Matematik testinde 870 bin 80 aday (geçen yıl 700 bin
800 aday) Fen Bilimleri testinde 1 milyon 260 bin 795 aday (geçen yıl 1 milyon 134 bin 899) oldu.

Ne anlama geliyor?
Geçen yılın verileri ile bu yılın verileri kıyaslandığında çok önemli değişiklikler var. Bunun anlamı, geçen yıla göre puanlarda, özellikle Türkçe testine yönelik alanlarda da çok önemli değişimler yaşanacak ve üniversiteye girmek bu yıl bazı olanlar için çok da kolay olmayacak.
Geçen yıl 40 sorudan 35’i yapan iddialı öğrenci sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı. Geçen yıl 35 üzeri net yapan 142 bindi, bu yıl bu sayı 77 bine indi. Belli ki alt sıralarda da büyük kaymalar oldu. Aynı durum sosyal bilimler için de söz konusu. Fen ve Matematik’te ise o kadar büyük değişim söz konusu değil.
Bunun anlamı, Türkçe ve Sosyal bağlantılı puanlar artacak, Fen ve Matematik bağlantılı puanlar ise geçen yıla göre çok büyük değişim sergilemeyecek…

Tebrik edilesi iller
Aydın, Denizli, Yalova, Antalya, Kilis, Burdur gibi bazı iller, hemen her yıl üniversite giriş sınavlarında ilk 10’a giriyorlar. Trabzon, Gaziantep, İstanbul gibi favori kentler ise tahmin edilenin çok çok altındalar. Hatta en son sıralarda olanlar bile var.
Bu illerin yöneticilerine bunun gerekçelerini sormak gerekir. Vali ve kaymakamların başarıları değerlendirirken, eğitimdeki performansları da dikkate alınmalıdır. Alınmalı ki, onlar da bu konulara daha ciddi bir şekilde eğilsinler.
Kentlerin kendilerine güveni geldiğinde, gerisi geliyor. Yalova ve Kilis örneğinde bunu fazla fazlasıyla görüyoruz. En zor koşullarda bile hep başarılı oldular…
Özetin özeti: Eğitimde kalite arayışı, yasalarla ve kavgalarla olmuyor. Bu tablonun sorumlusu kimse ortaya çıksınlar ve hesap versinler. Yoksa, bugünleri de ararız…
http://gundem.milliyet.com.tr/bu-kara-tablonun-hesabini-kim-verecek-/gundem/gundemyazardetay/21.04.2012/1530923/default.htm

YGS’de 50 Bin Aday Sıfır Çekti! Puanlar Çok Değişecek!
“YGS sonuçları bir anlamda Türk eğitim sisteminin de bir aynası oluyor. Alınan doping, vurdum duymazlık ve en önemlisi de umut tacirliğine yönelik her şey ortaya çıkıyor. ”

Adaylar, özellikle de iddialı olanlar, Matematik’te coştu. Sosyal Bilimlerde döküldüler. 50 Bini sıfır çekti ve 57 bini de başvurduğu halde sınava girmedi.

İsterseniz gelin önce tabloya bir göz atalım:

Herkes sevindi !

YGS’de sınavı geçerli sayılan 1 milyon 837 bin 344 adaydan 50 bin 805’i ”sıfır” aldı.

1 milyon 895 bin 476 aday başvurdu, bu adaylardan 57 bin 742’si sınava girmedi.

Sınavı geçerli sayılan aday sayısı 1 milyon 837 bin 344 olarak belirlenirken, 50 bin 805 adayın ise puanları 0,5’ten küçük olduğu için

hesaplanmadı.

En Çok Şampiyon Matematik’te

2011-YGS’de ise 1 milyon 648 bin 240 adayın sınavı geçerli sayılırken, 38 bin 269’unun puanı hesaplanamadı; 2010-YGS’de ise sınavı geçerli olan 1 milyon 487 bin 493 adaydan 14 bin 156’sının puanı hesaplanamamıştı.

Sınavda Türkçe testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 929, Sosyal Bilimler testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 56, Temel Matematik testinde 40 sorunun tamamını yanıtlayan bin 316, Fen Bilimler testinde 40 sorunun

tamamını doğru yanıtlayan 437 aday çıktı.

Geçen sene testleri doğru yanıtlayan Türkçe’den bin 392, Sosyal Bilimler’den 5, Temel Matematik’ten bin 805, Fen Bilimleri’nden ise 407 aday çıkmıştı.

Geçen Yıla Göre Net Sayıları

Doğru yanıt oranına bakıldığında, Türkçe testinde 77 bin 429 aday (geçen yıl 142 bin 752 aday), Sosyal Bilimler testinde 9 bin 652 aday (geçen yıl 4 bin 925 aday), Temel Matematik testinde 35 bin 892 aday (geçen yıl 30 bin 633 aday), Fen Bilimleri testinde 22 bin 313 aday (geçen yıl 18 bin 69 aday) 35 ve üzerinde soruya doğru yanıt verdi.

4’ün altında doğru yanıt veren aday sayısı ise Türkçe testinde 31 bin 249 aday (geçen yıl 15 bin 99), Sosyal Bilimler testinde 253 bin 918 aday (geçen yıl 197 bin 703 aday), Temel Matematik testinde 870 bin 80 aday (geçen yıl 700 bin

800 aday) Fen Bilimleri testinde 1 milyon 260 bin 795 aday (geçen yıl 1 milyon 134 bin 899) oldu.

Ne anlama geliyor?

Geçen yılın verileri ile bu yılın verileri kıyaslandığında çok önemli değişiklikler var. Bunun anlamı, geçen yıla göre puanlarda, özellikle Türkçe testine yönelik alanlarda da çok önemli değişimler yaşanacak ve üniversiteye girmek bu yıl bazı olanlar için çok da kolay olmayacak.

Geçen yıl 40 sorudan 35’i yapan iddialı öğrenci sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı. Geçen yıl 35 üzeri net yapan 142 bindi, bu yıl bu sayı 77 bine indi. Belli ki alt sıralarda da büyük kaymalar oldu. Aynı durum sosyal bilimler için de söz konusu. Fen ve Matematik’te ise o kadar büyük değişim söz konusu değil.

Bunun anlamı, Türkçe ve Sosyal bağlantılı puanlar artacak, Fen ve Matematik bağlantılı puanlar ise geçen yıla göre çok büyük değişim sergilemeyecek…

http://www.abbasguclu.com.tr/gununyazisi/ygsde_50_bin_aday_sifir_cekti_puanlar_cok_degisecek2.html

aguclu@abbasguclu.com.tr editor@abbasguclu.com.tr


Stresli bir bekleyişin ardından YGS sonuçları bugün açıklandı. Sınava giren çocuğum olmadığı halde SBS gibi bu sınavları da devamlı izlemekteyim. İlköğretimde okuyan küçük kızım için ileride lise tercihi yaparken son birkaç yılın üniversite sınavında başarılı olmuş liselerinden tercih yapmaya çalışacağız, tıpkı büyük kızımda yaptığımız gibi. Bunun için de liselerin birkaç yıllık sınav başarılarını biliyor olmamız gerekli ki ortalamalarını alalım. Sadece bir yıl başarı gösteren bir lise ile başarısı sürekli olan liselerin karıştırılmaması için bu gerekli.

Büyük kızım şu anda İstanbul Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi’nde okumakta. Sosyal Bilimler Liseleri bu yıl YGS’de en başarılı liseler olarak ÖSYM’den bildirilmiş. Dolayısıyla doğru seçim yaptığımız ortada. Karşılaştığım birçok veli sosyal bilimler liselerini daha önce duymadıklarını, bir kısmı da fazla bilgi sahibi olmadıklarını belirtmekteler. Ben de hazır bu güzel başarı haberini de almışken, Sosyal Bilimler Liselerini sizlere tanıtmak istedim.

http://www.aktifhaber.com/ygsde-en-basarili-liseler-hangisi-590336h.htm

Sosyal Bilimler Liselerini haklarında yazı yazabilecek kadar iyi tanıdığımı düşünüyorum. Çünkü iki yıldır İSBL’nin Okul Aile Birliği’nde aktif olarak görev almaktayım. Dolayısıyla okulu, sistemi, öğrencileri ve diğer birçok konu hakkında birinci elden bilgi sahibiyim. Yani öyle kulaktan dolma bilgilerle yazı yazanlardan değilim.

İstanbul Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi, Sosyal Bilimler ve Edebiyat alanında ihtiyaç duyulan üstün nitelikli bilim adamlarının yetiştirilmesine kaynaklık etmek, ilgi ve yetenekleri üst düzeyde olan öğrencileri bu alanlarda yüksek öğretime hazırlamak amacıyla 2003 – 2004 Öğretim yılı’nda, İstanbul İli, Bahçelievler İlçesi’nde, İl Özel İdaresi adına İstanbul Valiliği tarafından İl Daimi Encümeni kararı ile tahsis edilen binalarda öğretime başlamıştır. Öğretim hazırlık sınıfıyla birlikte beş yıldır. Hazırlık atlama sınavında başarılı olan öğrenciler direk olarak 9. sınıftan öğrenime başlayabilmektedirler.

İSBL, Uluslar arası geçerliliği olan diploma yani IB (Uluslar arası Bakalorya) programı uygulayan ilk ve tek devlet okuludur. Bu diploma programı özellikle yabancı üniversitelere girişte aranan bir diplomadır. Sırf bu özelliği ile bile iSBL diğer okullardan ayrılmaktadır.

Sadece İstanbul’daki Sosyal Bilimler Lisesinde uygulanan IB’ye diğer sosyal bilimler liselerinde 10. sınıf sonunda katılmak isteyen öğrenciler gereken şartları sağladıkları takdirde kabul edilmektedirler. Yani İstanbul’a puanı yetmeyip başka sosyal bilimler lisesinde okumakla IB fırsatı kaçırılmış olmamaktadır.

Öğrencilerin büyük bir kısmı yatılı okumaktalar. Ben de kızımdan ilk kez ve oldukça zor ayrıldım. Ama her geçen gün buna değdiğini görmekteyim. Okulun akademik ve sosyal başarısının dışında yurt hayatı da öğrencileri oldukça geliştirmektedir. Evde, anne-baba yanında nazlandıkları birçok sorumluluğu orada kazanmaktalar. Bu yaşlarda hayatlarını kendi başlarına sürdürebilmeleri, onlara müthiş bir özgüven sağlamaktadır. Okulla tanıştığımız ilk günlerde özellikle büyük sınıfların kendine güvenleri, olgunlukları beni oldukça şaşırtmıştı. Bunun okulun akademik başarısından ve yurt hayatından kaynaklandığını şimdi gayet iyi anlayabiliyorum.

Okul sadece YGSde değil geçen sene LYS’de de 1. sırada yer aldı. Zaten kendi alanlarında Türkiye 1. si gibi pek çok iyi dereceler çıkmakta.

Bu arada değinmek istediğim başka bir konu da Sosyal Bilimler liselerinden mezun olanların sadece sosyal yani TS(Sözel) alanda tercih yaptıkları sanılmakta. Bu da “Sosyal Bilimler” kavramının ülkemizde henüz çok anlaşılmış bir kavram olmamasından kaynaklanmakta. Sosyal Bilimler Lisesi’nde EA (TM) ve TS alanlarında tercih yapabiliyorsunuz. Zaten çoğu öğrenci Eşit Ağırlık alanında tercih kazanmaktalar. Geçen sene 50nin üzerinde hukuk kazanan vardı. Bunun yanı sıra siyaset bilimi, psikoloji, uluslar arası ilişkiler de kazanılan bölümler arasında.

Okul hakkında ki sorularınıza memnuniyetle cevap verebilirim. Ayrıca aşağıda okulun web sayfasının adresini de bulabilir ve oradan daha detaylı inceleyebilirsiniz.

http://www.isbl.k12.tr/

MERAL OKAY VE MATEMATİK KÖYÜ

Önüne her gelen diziyi seyretmeyen ben, bir baktım ki yıllar içinde seyrettiğim dizilerin büyük çoğunluğunu Meral Okay’ın dizileri oluşturmakta. O zaman başladı O’na karşı olan hayranlıkla karışık merakım. Gülse Birsel gibi Meral Okay da benim idollerim arasında, hem zekiler hem de müthiş bir hayal dünyasına sahipler. Zeki kadınlara bayılıyorum! Dünyada gerçekten özenebileceğim yeteneklere sahip olan birkaç kişiden biriydi Meral Okay da. Ölümüne çok üzüldüm, kim bilir kafasında kaç projeyle gitti öbür tarafa?

Ama bugün ona bir kez daha özendim ve doğru insanı takdir ettiğim için de kendimle gurur duydum. Meral Okay kazandığı onca paraya rağmen oldukça mütevaziydi bence. Başkaları gibi aldığı paraları gözümüze gözümüze sokmazdı. Bilmem kaç tane arabasını ya da evini bilmezdik, bildiğimiz ölen kocasına yazdığı aşk dolu mektuplarıydı sadece. O’na olan özlemini, aşkını bilirdik arabalarının yerine. O, aşka sahip olmuştu, evler, yatlar yerine, bu yüzden gözü başka şeyler görmüyordu belki de. Tüm servetini eğitime bağışlaması da bunu göstermiyor mu?

Matematik Köyü Aziz Nesin’in oğlu Prof. Dr. Ali Nesin tarafından İzmir’de kurulmuş, amacı sadece ve sadece eğitim olan bir oluşum. Maddi gücü yeten öğrenciler para ödeyerek, yetmeyenler ise burslu olarak özellikle yaz döneminde çeşitli matematik derslerine katılıyorlar burada. Lise düzeyinden lisans ve yüksek lisans düzeyine kadar derslerin verildiği bu köy, oldukça rağbet görmektedir. Geçen sene biraz geç başvurduğumuz için katılamadığımız bu eğitime bu sene erkenden başvuran kızım kabul edildi. Yazın yaklaşık 15 günlük dönemler halinde olmak üzere günde 8 saat matematik dersinin görüleceği bu köyde her şey sadece matematik değil. Katılımcılar köyün günlük birtakım işlerinde de görev almak zorundalar. Köy hakkında yazın sonunda daha detaylı bilgi vermeyi planlıyorum ama asıl varmak istediğim sonuç, bu köyün tamamen Ali Nesin’in ve birkaç arkadaşının özverili çalışmaları ve fedakarlıklarıyla yürütüldüğüdür. Burası maddi gelir amaçlı bir oluşum değil, tam tersi bağışlarla ayakta kalmayı başarıyor. Bağış konusunda kurumun başındaki kişinin soyadı nedeniyle insanlar hala önyargılılar bence. Kimse bir kurumu ya da oluşumu anlamaya çalışmadan, hakkında en ufak bilgi sahibi (gerçek bilgiden söz ediyorum burada) olmadan her konuda olduğu gibi bu konuda da ahkam kesmekte. Burada yapılan ve amaçlanan sadece eğitim, diğer “eğitim “ amaçlı kurumlar gibi eğitimin yanında verilen aparatif düşünce sistemlerinin genç beyinlere yerleştirilmesi yok burada. Belki de bu yüzden Tübitak’ın eğitimin pek çok alanında verdiği yardımı bir türlü alamakta bu matematik köyü.

Lafın kısası bugünlerde duymaya pek alışık olmadığım bir olaydı bir eğitim kurumuna tüm servetin bağışlanması. Bu sebeple aslında çok normal olan bu durum bir haber niteliği taşımakta ne yazık ki. Oysa keşke herkes onun gibi olsa da eğitime verilen gönüller şaşırtmasa artık bizi. O zaman adam oluruz belki ülkecek, kim bilir….

Matematik Köyü hakkında daha fazla bilgi almak ve incelemek için aşağıda web sayfasının linkini veriyorum.Bağış için gerekli bilgileri de bulmanız mümkün.

http://matematikkoyu.org/

Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin bir Pediatrist ve Pediatrik Nörolog. Benim çocuk büyütme ve anne olma konusunda yazılarını ençok takip ettiğim doktor kendisi. Aşağıda Boyut Yayın grubunun “anneboyutu” sitesinde yayınlanan birkaç yazısı mevcut. Bu ve diğer tüm yazılarını şiddetle okumanızı tavsiye ederim.

* ÇAĞDAŞ EĞİTİM NEDİR?
http://www.anneboyutu.com/yazar?cagdas-egitim-nedir-&ArtId=9378

*ÇOCUK VE EKRAN
http://www.anneboyutu.com/yazar?cocuk-ve-ekran&ArtId=9476

*ÇOCUĞU DOĞRU OKUMAK
http://www.anneboyutu.com/yazar?cocugu-dogru-okumak&ArtId=9111

CEM YILMAZ

Bakmayın böyle boş olduğuna, biraz erken gelmişiz de o yüzden.TİM MASLAK Show Center yine tamamen dolu ve sahnede Cem Yılmaz. Ne zamandır istiyordum sahnede Cem Yılmaz’ı izlemeyi. Sonunda kızlarımın da okul,sınav ayarlamalarını yapıp 1 Nisan şakası olarak gittik izlemeye. Tuana (kendisi büyük kızım olur) gülmekten koptu bütün gösteri boyunca. Ben yüzde elli güldüm, Alara ise çok az güldü ne yazı ki. Tabi bunda yaşının(11) önemi çok büyük bence. Espriler ya çocuklar için henüz önem arz etmeyen konulardandı ya da ağır. O içimizde en az keyif alanımız oldu ama olsun. Artık canlı performans yapmayacağını söyleyen Cem Yılmaz’ı fırsat varken canlı canlı, önden 3. sıradan izlesin istedim. Hatırası olması bakımından….

THE WOMEN IN BLACK

Korku ve gerilim filmlerini çok severim ve gerçekten de beni korkutabilen film sayısı (Em Sokağı’ndan sonra ki o sıralar ufacıktım) oldukça az. Gerildiklerim var ama korkmakaynı gülmek kadar zor benim için sinema salonlarında. Ama bu film gerçekten korkunç…. En az 2-3 sahnede resmen korkudan ldüm. Efektler müthiş. Evde izlesem eminim o kadar korkmam çünki korku konu ile değil sinemadaki ses düzeni ve korkunç efektlerle sağlanmış. Mutlaka sinemada izlenmesi gerekn bir film. Bir de benim gibi küçük kızınızı da yanınızdagötürme gafletinde bulunmayın bence….

Konuya gelince, aslında hoş bir dönemde çekilenfilmin son 15 dakikasına kadar müthiş bir son bekliyorsunuz, en azından ben böylesi korkunç bir senaryonun sonunun asla hayal edemeyeceğim bir şekilde biteceğini merek ve ümit ederek seyrettim filmi. Ama neyazık ki pek çok filmde olduğu gibi, merak uyandırılan sonun çok da farklı olmadığını görmek üzdü beni. Birazcık daha farklı olsaydı keşke, ama yine de Harry’nin büyüp baba olduğunu görmek, başının da hala beladan kurtulmadığını izlemek hani dönem ve kostümler de olmasa neredeyse son Harry Potter’ı izlediğimi bile düşündürtebilirdi bir ara. Ama yine de son aylarda seyrettiğim en kada değer film bence.

A young lawyer travels to a remote village where he discovers the vengeful ghost of a scorned woman is terrorizing the locals.

Director: James Watkins
Writers: Susan Hill (novel), Jane Goldman (screenplay)
Stars:Daniel Radcliffe, Janet McTeer and Ciarán Hinds

HUNGER GAMES /AÇLIK OYUNLARI

Kuraklık ve arkasından gelen yangın ve kıtlıklarla zayıflayarak çökmüş; yerini bir başkent ve 12 eyaletten oluşan Panem adında bir ülkeye bırakmıştır. Bu yeni ülkede her sene eyaletlerden kura ile seçilen ikişer gencin katıldığı “Açlık Oyunları” düzenlenmektedir. Kısmen eğlence amaçlı, kısmen de halka göz dağı vermeyi hedefleyen bu oyunlar, ayrıca tüm Panem ülkesinde televizyonlardan da izlenmektedir. 24 farklı ‘yarışmacı’ bütün televizyon seyircilerinin gözleri üzerindeyken, rakiplerini eleme ve hayatta kalma mücadelesi vermektedirler.

Katniss’in 16 yaşımdaki kız kardeşi Primrose, maden yataklarıyla ünlü eyaletin ‘kadın yarışmacısı’ olarak seçildiğinde Katniss onun yerini almak için gönüllü olur. Erkek katılımcı Peeta ile Katniss, kendilerinden yaş ve kuvvet açısından daha büyük, güçlü ve ömürleri boyunca bu an için eğitilmiş olan rakiplerine karşı ayakta durmaya çalışırlar…

Storyline
In a dystopian future, the totalitarian nation of Panem is divided between 12 districts and the Capitol. Each year two young representatives from each district are selected by lottery to participate in The Hunger Games. Part entertainment, part brutal retribution for a past rebellion, the televised games are broadcast throughout Panem. The 24 participants are forced to eliminate their competitors while the citizens of Panem are required to watch. When 16-year-old Katniss’s young sister, Prim, is selected as District 12’s female representative, Katniss volunteers to take her place. She and her male counterpart Peeta, are pitted against bigger, stronger representatives who have trained for this their whole lives. Written by Suzanne Collins

Katniss Everdeen: So you’re here to make me look pretty.
Cinna: I’m here to help you make an impression.

Director: Gary Ross
Writers: Gary Ross (screenplay), Suzanne Collins (screenplay), and 2 more credits »
Stars:Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson and Liam Hemsworth

Önce kitabını okuduğum filmler şimdiye kadar hep hayal kırıklığına uğratmışlardır beni. Yazım dili ne kadar ağdalı, fütürist ve muhteşemse, filmleri de bir o kadar basit olur genelde. Ama bu kitabı okurken konuyu muhteşem, yazım dilini ise çok basit bulmuştum. Öyle ki ilkokula giden kızın bile kitabın tamamını çok kolay anlayabilmişti. Kitapta ne bir benzetme, ne de yazarın hayal ve yazım gücünü gösteren farklı bir tasvir okuyorsunuz. Hayal gücü, ne yazık ki konuyla sınırlı kalmış. Bence kitap çok daha farklı yazılabilirdi ama bu yalınlık filmin işine yaramış. Çünkü ilk defa bir film kitabından iyi.

Sadece kızlarım istediği için, hiçbir beklentim olmadan gidip de “iyi ki gelmişim “ dediğim ender filmlerden birisi. Tabi başrol oyuncularının popülerliği de (kızımın ve arkadaşlarının tepkilerinden anladığım kadarıyla) filme ayrı bir hava katmakta. İlk başlarda boş ve hoş olarak gördüğüm filmi, sona doğru, güncelliğini kavradıkça, daha da hoşlanarak izliyorum. Başta, diğer eyaletleri yöneten ve onları doğal kaynakları için sömüren bir başkent, bu başkentin yöneticisi….Bilmem siz de benimle aynı görüşte misiniz ama tüm bu açlık oyunlarının, başkentten korkulması ve kaosun devamı için yapılması, bu korku ve kaostan beslenerek diğer eyaletlerin sömürülmesi hiç de yabancı gelmedi bana. Demek ki kaçıncı yüzyılda olunursa olunsun devran değişmiyor, değişmeyecek….

Kabataş Erkek Lisesi’nde 15 yıl kadar öğretmenlik yapan Behçet Necatigil iki yanı ağaçlı Çırağan Caddesi’ne olan sevgisini arkadaşına yazdığı 4 Ekim 1937 tarihli mektupta işte şöyle anlatır.

“…ne kadar isterdim beşiktaş – ortaköy yolunun üzerinde olmayı. bir duvar dibinden, bir kedi gibi sürtünerek yürümeyi. hani sesinle susar, yürür ve susardık. bir köşebaşına gelince ben, sana sezdirmemeye çalışarak firari bir nazar atfederdim görünmeyen bir eve doğru hani… (…) beşiktaş – ortaköy yolunda yürüdükçe beni hatırla. neye bağlıyım bu kadar o yola. ve neye bu kadar istiyorum daima o yolda yürümeyi.
fütura ram arka sokakları, gürültünün erişemediği arka sokakları, bir şey düşünmemeye kendini zorlayarak dolaşmanın sırasıdır tahir. dolaşmanın sırasıdır.”

Ortaköy’e gitmek için geçtiğiniz Çırağan Caddesi de benim için en az Ortaköy kadar heyecan verici. Bu yol boyunca uzanan yüzyıllık çınarlardan bazıları çok kısa bir süre önce kesilmiş olsa da kalanlar o tarihi dokuya eşlik etmeye devam ediyorlar. Her seferinde kzlara Kabatal Erkek Lisesi’ni, Galatasaray Üniversitesi’ni ve Çırağan Sarayı’nı bıkmadan yeniden gösteriyorum ilk defa görüyormuşcasına…

Sonunda ulaştığınız Ortaköy’ün tarihi hakkında biraz araştırma yaptım. Gezdiğim yerlerin tarihini bilmek, orayı gezerken tarihi hissetmeme neden olduğu için çok hoşuma gidiyor. Gezerken özellikle de yalnızsam günümüzde değil de o tarihte birgün gezdiğimi hayal ediyorum…

Antik çağda adının Arkheion olduğu söylenir. Bizans çağında, Boğaziçi’nin iki yakasında seyrek balıkçı köyleri kurulmuş; tabii güzelliklere sahip ve boş olan Boğaziçi kıyılarının bazı yerlerinde köşkler, manastırlar yapılmıştır. İmparator VI. Leon’un (hd 886-912) sevgilisi Zoe ile buluştuğu Damianu Sarayı’nın Ortaköy’de olduğu; Damianu mevkiine adını veren manastırın ise, imparator Teofilos (hd 829-842) ve III. Mihail (hd 842-867) zamanlarında devletin ileri gelenlerinden olan Damianos tarafından 9. yy’da yaptırıldığı ileri sürülür.

Bugünkü Ortaköy’ün, büyük Ayios Fokas Manastırı’nın bulunduğu yer olduğu anlaşılmaktadır. Rumların aynı azize ithaf edilmiş bugünkü küçük kiliseleri de Ayios Fokas adındadır. Ayios Fokas Manastırı’nın yeri bulunamamıştır. Bu manastırın yakınında 9. yy’da Ermeni asıllı Ortodoks patriği VII. İoannes Grammatikos’un (832-842) veya kardeşi Arsabarios’un (Arşavir) muhteşem bir sarayının olduğu, bu yüzden semtin Arsebera (veya Arsaberu) olarak da ün kazandığı yazılır. Sarayda gizli ayinler ve ahlâka aykırı eğlenceler yapıldığı yolunda dedikodular çıktığı için I. Basileos (hd 867-886) tarafından satın alınarak 150 rahiplik bir manastır haline getirilmiştir.


Bu manastırın varlığı (Meryemana) Bizans’ın son yıllarına kadar devam etmiştir. Ortaköy’ün tarihinden gelen en önemli özelliği farklı kültürlerden Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklarının ve farklı inançların bir arada dostluk içinde yaşamasıdır ve bu özellik günümüze kadar gelmiştir. Ortodoks Kilisesi’nin İsa’nın vaftizine remiz olarak haçın suya atılması yortusunun son yıllara kadar Ortaköy İskelesi’nde yapılmış olması da bu geçmişin bir kalıntısıdır. Ortaköy’de Yahudi cemaatine ait bilgiler de oldukça eskidir.


Evliya Çelebi Seyahatnamede Ortaköy kıyılarındaki büyük yalılar arasında Şekerci Yahudi ve İshak Yahudi’den bahsetmektedir. 1156/1746 tarihli fermandan Ortaköy Camii’ne yakın, deniz kenarında Yahudi evlerinin yandığı anlaşılır. Ortaköy’deki en eski sinagog olan Etz ha-Hayim Sinagogu yangın sonucu birkaç kez harap olmuş, yeniden yapılmıştır. 1618 Bedesten Yangını’nda evsiz kalan çok sayıda Yahudi ailesi; 1891′de Beşiktaş’daki yangın felaketini yaşayan Yahudi cemaati; 1921′de Rusya’dan göçen Yahudiler topluca Ortaköy’e yerleşmişlerdir. 1936′da nüfusu 16.000 olan Ortaköy’de 700 Yahudi ailesinin yaşadığı bilinmektedir. Ortaköy’de bugün artık kullanılmayan ikinci sinagog Gültekin Arkası Sokağı’ndaki Yenimahalle Sinagogu’dur. Türklerin Ortaköy’e yerleşmesi I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) olmuştur. Deniz tarafinda Defterdar Paşa Camii, aynı yıllarda Sadrazam Kara Ahmed Paşa’nın (ö. 1556) kethüdası Hüsrev Kethüda tarafından Mimar Sinan’a bir hamam yaptırılmıştır. Mimari açıdan simetrik planlı, erkekler ve kadınlara mahsus çifte hamam olarak kullanılan yapı Ortaköy’deki en eski anıttır. Ortaköy Deresi vadisinin iki yamacına, 16. yy’da Türklerin yoğun olarak yerleştikleri görülür. 17. yy ortasında dere içinde bir İslam mahallesi, kıyıda ise yalılar vardı. Bu yalıların hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir. Bunun başlıca sebebi, Abdülaziz tarafından 1871′de yaptırılan yeni Çırağan Sarayı’dır. Beşiktaş Mevlevihânesi ve Ortaköy’e kadar uzanan yalılar ortadan kaldırılarak elde edilen uzun ve geniş alan Çırağan Sarayı inşaatına ayrılmıştır. Ortaköy İskelesi ile Defterdarburnu arasında kalan şeritte Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ortaköy Camii, Sübyan Mektebi ve sahilin gerisinde Rum, Ermeni ve Yahudi esnafının evleri; daha sonra Neşetâbâd Sahilsarayı, Esma Sultan Sahilsarayı, Naime Sultan Yalısı, Hatice Sultan Sahilsarayı, Fatma Sultan, Zekiye Sultan yalıları sıralanırdı. Ortaköy’e bugünkü çehre ve özelliğini kazandıran, iskelenin arkasındaki Ortaköy Meydanı’nın en belirgin ve egemen mimari öğesi Ortaköy Camii’dir.

Mehmed Ağa tarafından 18. yy’ın başlarında yaptırılan cami, Abdülmecid tarafından tamamen yıktırılarak denize uzanan rıhtım üzerine 1854-1856 yıllarında Mimar Nigoğos Balyan’a yeniden yaptırılmıştır. Camiyi yaptıran Abdülmecid, Ortaköy’ün imarına da önem vermiş, Ortaköy Deresi üzerine, bugün artık olmayan köprüyü, sahilde iskelenin güneyindeki mermer sütunlu karakol binasını yaptırmıştır. Meydanda cami kadar eski ve önemli başka bir eserde 1136/1723-24 tarihli Damat İbrahim Paşa Çeşmesi’dir. Sahilde ahşap temeller üzerinde oturan çeşme, zamanla dolgu ve zemin oturmasından çökmüş, toprak seviyesinin 1,5 metre altında kalmıştır. Beşiktaş Belediyesi tarafından, Ortaköy Meydanı ve çevre düzenlemesi çalışması sırasında, kahvelerin arkasına sıkışmış ve görünmeyen çeşme caminin karşısına taşınarak, toprak altında kalan su teknesi ve musluk etrafındaki selvi motifli taşı ortaya çıkarılmış, restorasyonu yapılmıştır. Meydanda, Sütçü Ali Sokağı önünde kahvelerin yanında küçük Hamidiye Çeşmesi (Saka Çeşmesi) vardı. Hamidiye su şebekesinden dağılan kol, eski hamamın önündeki Saka Çeşmesi denilen bu döküm çeşmeye ulaşırdı. Bu çeşme daha sonra kaldırıldı ve su yolu kapatıldı. Meydandaki demir döküm çeşme, Yıldız’dan alınarak onarılmış, 1992′deki meydan düzenlemesi çalışmaları sırasında şimdiki yerine konulmuştur. Meydandaki diğer bir küçük çeşme ise cami girişinin yanında avlunun önündedir. Meydanın arka sokağı ve Muallim Naci Caddesi’nde girişi olan Ayios Fokas Kilisesi 1856′da yapılmıştır. Bizans döneminde bölgede bulunan manastırın adını yaşatmaktadır. P. Ğ. İnciciyan, Dünya Coğrafyası adlı kitabının İstanbul bölümünde sahilden uzak bir yerde, Ermenilerin Surp Asdvadzadzin adında kiliseleri olduğunu yazar. Ermenilerin Ortaköy bahçelerinde, vadi yamaçlarında ve sahildeki yerleşimlerde de evleri olduğu görülür. Ortaköy’de Balyan, Dr. Gabriel Paşa, Portukal Paşa, Mıgırdıç Beşiktaşlıyan, Hagop Boronyan, Artin Dadyan gibi ünlü Ermeniler yaşamıştır. Ortaköy Vapur İskelesi Sokağı başındaki Simon Kalfa Apartmanı Balyan Ailesi’nin mülkü idi. Zemin katında bulunan Cafe Jardin yakın tarihlere kadar faaliyetini sürdürmüştür. 19. yy Osmanlı sivil mimarisinin özgün örneklerinin bulunduğu Ortaköy Meydanı ve çevresi 1989′da başlatılan proje çalışmaları ile 1992′de yeniden düzenlenmiştir. Ortaköy, tarihi kültürel yapısıyla son dönemlerde gerek İstanbulluların, gerekse yabancıların geniş bir ilgi odağı haline geldi. Semtin ve özellikle meydanın İstanbul’un ilgi odağı haline gelmesindeki diğer bir etken de, üç dini temsil eden üç anıtsal yapının birbirine yakın olmasıdır. Bunlar, çevredeki özgün yapı gruplarıyla tutarlı bir bütünlük ve uyum içindedirler. Bu üç kültürün bir arada yaşadığı ortamı yeniden eski özellikleri ile ortaya çıkarmak amacıyla kapsamlı bir proje yapılmış, bugünkü düzenleme çalışmaları sonuçlandırılmıştır. Meydan ve çevresi, sanat atölyeleri, kahveler, bar ve lokantalar, pazar günleri açılan elişi, antika ve sanat pazarıyla, gece gündüz canlı bir buluşma merkezidir(Beşiktaş belediyesi).

Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli gibi yapıları, cami-kilise-sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy Çarşısı, çarşının içindeki seyyar “entel pazarı”, hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla günün her saati canlı bir Ortaköy görmeniz mümkün.

Sahile inen yoldaki kumpirciler aç olmasanız bile canınızın çekmesine yol açıyor. Çalışanların müşteri çekmek için yaptıkları hareketler ve söyledikleri cümleler bazen ortaoyunu veya stand-up gösterisi seyrediyormuş gibi hissetmenize neden oluyor. Bu da kumpirin ve waffle’ın yanındaki bonus olmakta. Kumpirin ve waffle’ın iç malzemeleri birçok yerdekine göre daha fazla çeşitli ve malzemeleri koyarken de asla cimrilik yapmadıklarını söylemek gerek. Fiyatları İstanbul’un geneline göre hele de turistik bir bölge için bence oldukça makul. Ortaköy’e girerken kumpir, çıkarken de tatlı olarak waffle almanızı öneririm. Tabi eğer Ortaköy’de bulunan cafelere takılmayacaksanız.

Ortaköy’ün bence en büyük sorunu trafik. Ne yazık ki caddenin genişliği özellikle de hafta sonları mevcut tarfiği karşılamaya yetmemekte. Bizde toplu ulaşım araçları kullanılmadığı için bu sorun bundan yıllar sonra da eminim devam edecektir. Arabayı park edecek bir otopark bulmanız da zor olduğu için taksiyle gitmenizi ya da hafta içi gitmenizi öneririm.







%d blogcu bunu beğendi: