Dün bir arkadaşımın annesiyle sohbet ederken, hayat görüşü ve çocuk yetiştirme prensipleri bakımından annemle benzeştiklerini fark ettim. Arkadaşım üniversitelerdeki tüm kadrosuzluk/kadrolaşma sorunlarına rağmen doktorasını tıpkı benim gibi bitirmekte kararlı. Annesi erkek kardeşinden o kadar heyecanlı söz ediyor ki cümlelerinin sonunda çocuğun hedeflediği kariyere ulaştığını düşünüyorsunuz bir an. Sonradan ideali uğruna hala üniversite sonrası kurslarına gittiğini, bilmem kaç yıldır bu uğurda çabaladığını duyduğunuzda bunu bir yenilgi olarak değil de ideallerinin peşinde koşmak olarak algılanması sizi biraz şaşırtıyor. Çocuklarının paranın peşinde değil de ideallerinin peşinde koşmaları o annenin gözlerini ışıldatırken sizin şüpheler diyarına gitmenize neden oluyor.
Birden bu annenin de tıpkı benim annem gibi atmış yaşlarında emekli öğretmen olduğunun ve hayatını hep ideallerine göre şekillendirdiğinin farkına varıyorum. Kendisi gibi çocuklarına da ideallerin önemli olduğunu aşılamış. Sadece bu iki kişi ile sonuca varmanın istatistiksel açıdan hiç de doğru olmadığını bile bile buradan bir sonuç çıkarmadan da duramıyorum.
Onlar ideallerin ne kadar önemli olduğunu bilen ve anlayan bir nesil. İdeallerinin peşinde koşulması gerektiğine inanan, bunun için çabalayan, öğrencilerini de çocukları gibi yetiştiren bir nesil. İdeal tanımları da paranın değil de kişisel tatminin ön planda olması olarak net bir şekilde yapmaktalar. Belki de sırf bu yüzden başka işlerde çalışabileceğim halde kadrosuz olarak doktora yaptım.
Düşünüyorum da sütten ağzım yanmış olsa da kendi çocuklarıma da ideallerinin uğruna savaşmalarını öğreten ben değil miyim hala? Sırf bu yüzden değil mi on beş yaşındaki kızım kendi idealleri için İstanbul’da bizden ayrı okumak istediğinde, tüm annelik içgüdülerime rağmen “gitmelisin” demem?
Düşünmeden de edemiyorum; bu kadar çabalamama rağmen tam anlamıyla ideallerime ulaşamazken, benim idealim olan yerlerdeki adamlar benden daha mı idealisttiler de yarışta benim önüme geçtiler? Ne yazık ki hayır. Bu durumu incelediğimde küçük bir azınlık dışında oralara pek de bilinçli ve planlayarak gelmediklerini görüyorum. Çoğunun çocukluk hayali bile değil bulundukları konumlar. O zaman hayal kurmanın, idealler peşinde koşmanın önemi nerede kaldı? Adam elini kolunu sallayarak senin ütopyana biraz da şansının sayesinde (şans demek zorunda kaldım ama taraf ya da destek mi deseydim acaba?) oturuyorsa….. Bu hayatı çok mu ciddiye alıyor şu idealistler demek geliyor içimden yine. Yoksa farkına henüz varamadığım şartları değiştiren ve şekillendiren başka gerçeklikler mi var hayatta?
Hiçbir zaman kariyer planımda para birinci sırada olmadı. Paranın amaç olarak görülmesi hedeflere ulaşılması konusunda hızı arttıran bir unsur mu diye de düşünmeden duramıyorum. Çünkü o yerlere hızla gelenlerin asıl amaçlarının para kazanmak olduğunu ve yaptıkları işi zevk, ideal olarak değil de geçim kapısı olarak yorumladıklarını görüyorum. O zaman çocuklarıma parasız ideal olmaz, ileride ailenizi geçindiremediğinizde, eşinizle para yüzünden kavga ettiğinizde ya da hasta çocuğunuzu parasızlıktan tedavi ettiremediğinizde ideallerinizi satmaya dahi kalkarsınız mı demeliyim? Bu mu bugünün doğrusu? Dünün yanlışı nasıl bugünün doğrusu olabilir? Doğruluk değil de gerçeklik bu diyenleriniz olabilir ama yaşanan, kabul gören gerçeklik artık doğru olmamış mıdır hayatımızda zaten? Benim gibi kendiyle çelişmemek için çabalayanlar, bu kendimi ve hayatı sorgulamam da neden yol göstermek için çıkmıyorlar ki ortaya sanki? Yaş aldıkça yalnızlaşmam sırf bu yüzden mi gerçekten? Hepsi senin ve ideallerin yüzünden demek ki anne? Beni bu şekilde yetiştirdiğin için yalnızlığım bu kadar büyük, cevapsız sorularım bu kadar fazla…
Yaşasın ! Bir suçlu bulmanın dayanılmaz hafifliğiyle çocuklarımın da beni ileride suçlamamaları için bir şeyler yapmalıyım acilen.” İdeal” kelimesinin bu kapitalist yaşamda “para” kelimesiyle ayrı kullanıldığında kavuşulmak istenen tatminin tatminsizliğe dönüşmesi yargısından yola çıkarak artık çocuklarıma “paraidealizm”in günümüzün geçerli tanımı olduğunu mu öğretmeliyim?
İyi de insan kendi inanmadığı bir olguya çocuğunu nasıl inandırabilir ki?