Özgüvenin çocukların kendini ifade edebilmesi, hakkını savunabilmesi için gereklidir. Bu yazımızda çocuklarda özgüveni zedeleyen, yıkan ya da gelişimini engelleyen çeşitli aile modellerine ve yaklaşımlarına değineceğiz.

Koruyucu Aile
Bizim kültürümüzde en çok görünen ve çocuklarda özgüven gelişimini zedeleyen aile tipi koruyucu ailedir. Bu tarz ailelerde çocuklar aşırı derecede sevilirler. Bu sevginin neticesi olarak özellikle anneler çocuğunun her işini kendisi yapar. Yemeğini yedirir, odasını toplar, ayakkabısını giydirir, çantasını hazırlar, yatağını yapar. Hatta bazı ailelerde bu ilişki daha da ileri gider, çocuğun çorabını annesi giydirir, dişini annesi fırçalar, ödevini bile annesi-babası yapar. Her işi anne-babası tarafından yapılan bu çocuklar, kendi başlarına bir iş yapamayacaklarını düşünürler. Anneye bağlı bir kişilik geliştirirler. Komşu ziyaretlerinde annenin dizinini dibinden ayrılmaz, bir yabancı karşısında başlarını öne eğip öylece beklerler. Bu aileler çocukların kendi işlerini kendilerinin yapmasına fırsat vermeli ve onları cesaretlendirmelidir.

Mükemmeliyetçi Aile
Bazı aileler ise aşırı mükemmeliyetçidir. Bu ailelerde, çocuk ne yaparsa yapsın aileyi memnun edemez. Çocuk odasını kendi çapında toplar ama anne, ?Bu nasıl oda toplama, hala yerlerde bir sürü oyuncak var? der. Çocuk yazılıdan 80 alır, anne-baba ?Neden 100 almadın?? diye çocuğu sorgular. Çocuk, yemeğini doğal olarak biraz dökerek yer, anne-baba ?Yemek yemeyi bile bilmiyorsun.? der. Bu ailenin çocukları bir türlü anne-babalarını memnun edemezler. Çünkü anne-baba daima mükemmeli ister, mükemmel ise bir çocuk için çok zordur. Bunun sonucu olarak da bu ailelerin çocukları devamlı eleştirilirler. Böyle bir eleştiri ortamında büyüyen çocuk yeteneksiz ve beceriksiz olduğunu düşünür. Biz mükemmel değiliz ki, çocuklarımızı mükemmel için zorlayalım.

Baskıcı Aile
Bu ailelerde çocuğun pek söz hakkı yoktur. ?Sus bakalım, sen ne bilirsin?? ?Geç odana sesini çıkarma? gibi sözlerle çocukların kendini ifade etmeleri, hakkını savunmaları engellenir. Anne-baba aşırı serttir. Her şey sertlikle ve katı kurallarla çözülmeye çalışılır. Sık sık şiddete başvurulur. Çocuk bu aile ortamında düşüncelerini ifade etmekten korkar. Çünkü anne-babasının aşırı sert tepki vereceğini ya da onun söyledikleri ile dalga geçeceğini düşünür. Bu ailede sindirilen ve susturulan çocuk, toplum içine çıktığında da kendini ifade etmekten çekinir, korkar. Olayları sadece korku ile çözmek yanlıştır, korku bir eğitim aracı olabileceği gibi sevgi de bir eğitim aracıdır.

Kıyaslayan Aile
Bazı anne-babalar sürekli çocuklarını bir başkası ile kıyaslarlar. Çocuğun temizliği, uykusu, notları, boyu, resimleri, yürümesi, yemek yemesi, ya kardeşi ya da komşunun bir başka çocuğu ile kıyaslanır. Bu kıyaslanma neticesinde çocuk başarısız ve beceriksiz gösterilmiş olur. Yetenekli olmadığı ona ima edilmiş olur. Daima kıyaslayacak iyi birileri bulunduğundan bu çocuklar bir türlü kendilerini başarılı hissedemezler ve kendilerine olan olumlu algıları ve saygıları düşer. Hâlbuki her çocuk özeldir ve sadece kendisi ile kıyaslanabilir.

Sevgi Göstermeyen Aile
Çocuklara aşırı sevgi gösteren aileler olduğu gibi hiç sevgi göstermeyen, hatta bunu yanlış olarak kabul eden aileler de vardır. Özellikle geçmiş yıllarda, çocuğu kucağa almak, bir başkasının yanında sevip öpmek ayıp sayılmıştır. Bu geleneğin kısmen devam ettiği yerler vardır. İşte, sevginin kalbe gömüldüğü ve ifade edilmediği ailelerde çocuklar sevilmediğini düşünürler. Sevildiğini görmeyen ve hissetmeyen çocukların ise genelde özgüvenleri ve kendilerine yönelik olumlu algıları düşük olur. ?Beni kimse sevmiyor, çünkü ben sevilmeye layık değilim? düşüncesini geliştirirler. Bu nedenle sevgimizi ölçüsünde ifade etmekte fayda vardır.

Psikolojik Danışman – Pedagog Mehmet Teber