Bu seçimin sayesinde pek çok yeni bilgi öğrendim ülkem hakkında. Ya da aslında bildiğimi zannettiğim şeylerin sadece kitaplardaki gibi değil de gerçek hayattaki örneklerini görüp anlayarak farkındalığım arttı.

Fatih Altaylı’nın programında Azeri Caferi milletvekili adayı ile karşılaştım ve halkımızın bu kesimine ait bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim ve bugüne kadar bildiklerimle kıyaslayınca çok şaşırdım.

Balçiçek Pamir’in programında ilk Süryani milletvekili adayı ile tanıştım (aslında tek taraflı bir tanışma oldu, ben kendisini tanıdım ama ne yazık ki teknoloji henüz o kadar gelişmediği için kendisi evdeki benle tanışamadı). Süryaniler hakkında bilmediğim birçok şeyi keşfettim ilk ağızdan ve hayret ettim hem kendime hem de beni bu kadar cahil bırakan sisteme. Sisteme derken bu sistemin bilinçli ya da bilinçsiz bir “bilgiden yoksunluk” sağlamasını tartışmıyorum bile. Ülkemizde, vatandaş olmayan yabancıların ve yabancı olmayan Türklerin gidebildiği ve o ülkenin bakaloryasını veren Fransız, Alman Liseleri varken, bizden olan, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Süryani vatandaşlarımızın gidebileceği Süryani lisesinin olmadığını yeni öğrendim. Bu milletvekili adayı, belli bir süre Ermeni okullarında okumuş. Yani Ermeni okulları mevcut iken, Süryani okullarının olmayışı tuhafıma gitti.

Sonra düşündüm. Ben, Türkiye standartlarında iyi eğitim almış, kültür ve sanatla elinden geldiğince ilgilenen, elinden geldiğince çağı yakalamaya çalışan, hayatı şehirde geçmiş(bilgiye, eğitime daha kolay ulaşılabilirlik anlamında belirtiyorum) , bol kitap okuyan, gündemi yakından takip etmeye çalışan bir üniversite mezunu birey olarak ülkemi neredeyse kırkıma geldiğim bu günlerde tanıyabiliyorsam düşünün gerisini. Biraz daha popüler, zengin ve politikayla ilgili olsaydım belki şimdiye kadar meclise girmiş de olabilirdim (pek çok benzer örnek gibi).Bu cahilliğimle kanun falan yapmaya kalkıyor olabilirdim maazallah. Ayrıca yaşadığım bölgede bu halkların hiçbirinin olmayışı da benim suçum değil. Okuduğum müfredat kitaplarından da bunları öğrenmediğime göre, bu halkın veya diğer halkların, ihtiyaçlarını (meclisteki benzer örnekler gibi) bilme şansım da olmamıştı. İnsan bilmediği bir sorun için çözüm üretmemekle suçlanabilir mi?

Tabii ki bilmemek mazeret değil, öğrenmek için çaba harcamak gerekli ama bazı konular kitaptan okumayla öğrenilmez. İstediğiniz kadar kalp ameliyatını kitaptan okuyup ezberleyin, iş uygulamaya gelince kalp ameliyatı yapamayacağınız %99,9999 kesindir.

Tekrar düşünmeye başladım o yabancı okullar hakkında. Onlar kendi dil ve kültürlerini (bu arada bence asıl dinlerini) yaymak amacı ile kendi okullarını yapıp açmışlardı ülkemizde. Ya da Galatasaray’da olduğu gibi biz talep etmiştik gelin, ülkemizde okul açın. Bize de bildiklerinizi öğretin diye. Çünkü fakirdik. Bırakın eğitime, yiyeceğe bile ayıracak yeterli paramız yokken, çoğunluk olana bile okul yapamazken nasıl azınlığa okul açabilirdik? Belki de yeteri kadar paramız olsaydı onlar için de okullar yapardık okusunlar diye. Çünkü şartlar ne olursa olsun, kitap satışları ne kadar kötü gözükürse gözüksün, biz okumayı seven bir milletiz. Bizim analarımız-babalarımız değil mi kendilerine hiçbir şey almayıp bizi kurslara, özel derslere gönderen? Bu sınav sisteminde bizim gençlerimiz değil mi ergenliklerini yaşayamadan, sorularla, sınavlarla savaşan? Üniversitede okumak için hangi ülkede bu kadar büyük savaş var? Avrupa’da bazı ülkeler yeter ki üniversite okusunlar diye neredeyse gençlere yalvarırken, bizim gençlerimiz değil mi kopyayla önüne geçecekleri protesto etmek için birçok güçlüğe göğüs gerip sokaklarda yürüyen? Bu kadar okumaya meraklı bir ülkenin azınlıkların okumasını istememe ihtimali var mı sizce? Ben inanmıyorum. Bizim en cahil, okumayanımız bile” Köyden Ali’nin oğlu doktor olmuş, Veli’nin ki mühendis.” diye gurur duymaz mı? Ama kavgalarımızı hayaller, hayatımızı gerçekler yönlendirir. Hala okula güçlüklerle, derelerin üzerindeki iplerle, sallarla giden Anadolu çocuklarımız yok mu? Bugün bile çoğunluğun eğitimi konusunda eksiklerimiz varken sizce başka şeyleri görebilir mi bu gözler? Hala büyükşehirlerin merkez köylerinde eğitim kalitesi o kadar düşükken, kim diyebilir ayrıcalık yapıldı diye. Doğuda eksik var da batı da yok mu, kuzey de yok mu? Çıkın köylere, fark etmiyor hangi yöre olursa olsun, bir sürü eksiklerle dolu okul binaları. Bunun altında başka şeyler aramayı bırakıp, çözüm üretmemiz lazım. Kavgalara harcadığımız paralarla kim bilir kaç okul yapılırdı şimdiye kadar? Kaç muhtaç Anadolu çocuğu okur, öğretmen olurdu kim bilir?

Ama bu aday gibi önceki birçok adayın da söylediği bir şeye itiraz etme hakkımı kullanmak istiyorum. Bu da “ dışlanmak, küçük görülmek” hakkında. Ailem Çerkes kökenli. Amcamın kızı bir Kürt ile evlendiğinde onu hiç de “yabancı” gibi görmedim. Tam tersi onu hep bir ağabey olarak gördüm. O zamanlar bu gün moda olan “ biz-siz” olaylarını hatırlamıyorum. Aynı şekilde üniversite 1. sınıfta da en yakın arkadaşım Kürt’tü. Annesi Laz, babası Çerkes, nişanlısı Karadenizli biri olarak onunla olan arkadaşlığım hakkında da hiç yorum yapılmadı. Tüm yabancılara hoşgörü ve saygı gösterildiğini, onlara karşı normalden daha fazla kibar olmayı öğrendik biz. Bu sadece benim yaşadığım coğrafyada mı geçerliydi bilmiyorum. Çünkü o dönemlere ait, bugünlerde duyduğum olaylar “Yaa ben başka bir ülkede mi yaşıyordum o sıralar ya da o kadar mı şuursuzdum? “ dememe neden oluyor bazen. Dışlanmak ülkemizde de dünyada da geçerli olan bir kavram ve sadece köken olarak farklı olmakla sınırlı değil. Zenginlerin gittiği bir okula giden burslu çocuk da dışlanabilir; kimsenin içki içmediği bir mekanda içki içen birisi de (tam tersinde de geçerli); çoğunluğun namaz kıldığı bir ortamda ateist olan birisi de ister istemez dışlanabilir. Modern dünyada buna “psikoloji” deniyor ve doğduğumuz anda bizimle birlikte yaşayıp gelişen duygularımızın, çevre koşullarıyla şekillenmesi sonucu farklı boyutarda ortaya çıkabiliyor. Ben de birçok kez dışlandığımı hissettim. Solcu arkadaşlarım oruç tuttuğum Ramazan ayının ilk 15 günü; muhafazarkarlar da tutmadığım diğer 15 gün dışladılar beni. Bunun suçunu ne Çerkes babama, ne Laz anneme, ne de 30 gün oruç tutamadığım için nefsime attım. Bunu o insanların eksikliği olarak gördüm. Ben kendimi sevdikten sonra alem kim ki…

Sonuç olarak artık birbirimizi, bizim bilip de karşımızdakinin bilmeme ya da anlamama olasılığı olan sorunlar nedeni ile suçlamayı bir an önce bırakmalıyız. Bu sadece zaman, iş, enerji ve motivasyon kaybından başka hiçbir işe yaramamaktadır. Çok şükür hala seçilip kendimizi ifade etme hakkımız var diye düşünüp, kavgayı bırakıp, halay çekme zamanı gelmedi mi? Bunu sadece ben ve birkaç azınlık mı görebiliyor?