Archive for Mayıs, 2011


RAMAZAN’DA DİYET

Eminim diyet yapan herkes bir süredir “Eyvah Ramazan geldi!!! Şimdi diyet nasıl devam edeceğim?” gibi benzer sorulara kafa yoruyordur. Kendi kendinize psikolojik baskı yaptığınızın umarım farkna varır ve endişelenmeyi hemen bırakırsınız.
Diyet yaparken benim en önemli ilkelerimden birisi “ASLA KİMSEYE DİYETTE OLDUĞUNU SÖYLEME” idi. Neden mi? Diyette olduğunuzu söylediğinizi düşünün, herkes devamlı kaç kilo verdiğinizi ya da verip veremediğinizi sorar. Arkadaşlarla çıkılan her yemek ya da çay randevusu, diyet hakkında ve daha çok sizin KİLONUZ hakkında bir seminere dönüşüverir farkında olmadan. Bir süre sonra hergün aynı sorularla karşılaşmak ve cevap vermekten sıkılıp, bu yemek molalarına çıkmamaya başlarsınız. Kilo verirken mutlu ve huzurlu olmanız çok önemli. Sizi tedirgin eden herşeyi minimize etmeye çalışın. Bu eğer diyetinizle aşırı ilgilenen arkadaşlarınız ya da aile fertlerinizse ya onları minimize etmelisiniz( ki bu sizi yalnızlığa iteceğinden tavsiye etmiyorum) ya da bu sıkıcı diyet konuşmalarını ortadan kaldırmalısınız. Bunun için de en etkili yol diyette olduğunuzu kimseye söylememektir.
Bu sayede kilo vermenizin durduğu dönemlerde de “bu ara kilo veremiyorsun galiba şekerim” gibi yarı ima yarı kıskançlı içeren cümlelerden de kurtulmuş olursunuz. Ayrıca her ay rapor vereceğiniz 10-20 arkadaş, 10 akraba, 15 iş arkadaşı, 5 mahalle komşusundan da otomatik oarak kurtulursunuz. Benden tavsiye etmesi….

Arkadaşlarının gözünden kaçmaz tabii ki. Bir kaç hafta sonra sizde ki incelmeyi farkettiklerinde, soruları geçiştirin: Biraz yoruldum bu ara galiba / Uykusuz mu kaldım ne? Uykumu alamayınca hemen zayıflıyorum/ Ekmek yemedim 2 haftadır. Ondan galiba, gibi uyduruk, basit birkaç neden sıralayın. Ve ” ya aslında öle kilo falan vermedim, ödemim gitti ” gibi işi önemsizleştirin. Siz diyetinizi en başında çok ciddi bir şekilde sunarsanız, ara raporlarınızı da aynı titizlikle bekliyor olacaklarını asla unutmayın.
Zaten bu diyet işini siz de çk ciddiye almayın. Başlayın ve başlamanın başarmak olduğunu kabul edin. Bütün gün diyette olduğunuzu düşünmeyin. Diyetinizi çok iyi planlayın. Sabah, öğle, akşam ve aralarda ne yiyeceğinizi 1 haftalık planladıktan sonra, her gün bu yiyecekleri nereden ve nasıl temin edeceğinize karar verin. Yanınıza alacaklarınızı alın ve artık bırakın, yaşam devam etsin.

Ramazan’da da aynı şey söz konusu. Diyette olsanız da olmasanız da herkes gibi sizde bir süre yemek yemeyeceksiniz( oruç tutuyorsanız). Oruç tutmuyorsanız günlük planınızı aksatmamaya çalışın. Sakın tutanlar kadar aç kalmayın. Bazılarımız ayıp olur endişesi ile oruç tutmaslar bile tüm gün aç kalmaktalar ki bu çok yanlış. Oruç tutan diyetliler için benim önerim biraz ters düşünmeleri. Yani gündüzü gece, geceyi gündüz gibi düşünmek ramazan için iyi bir çözüm bence.
Sabah yenilen orta ağırlıkta bir kahvaltı yerine akşam iftar yemeği (salata, çorba ve biraz ekmek, su). 2 saat sonra bir ara (meyva ya da tahıl, yoğurt,süt) , öğlen yemeği yerine gece yatarken içilen bir çorba ya da bir sebze yemeği ve biraz ekmek, yoğurt . Ama sahura kalkanların gece yatarken yoğurt veya meyva yiyip yatmasını öneriyorum. Çünkü onlar akşam yemeklerini, sahurda yiyecekler. Bu şekilde diyetinizi planlarsanız hiç bir sorun olacağına inanmıyorum. Tabii bol su içmeyi, meyva ve tahıl gibi posalı ve vitaminli şeyler yemeği unutmayın.
Ramazan’da en çok dikkat edilmesi gereken şey bence tatlılar. Kendi deneyimlerime göre, 11 ay yemeden durabildiğim birçok tatlı çeşidini, Ramazan ayında nasıl oluyor da doymamacasına mideye indiriyorum bilmiyorum. Bu tamamen toplum baskısı bence. Çocukluğumuzdan beri kan şekeri düşmesine inanmış ve ramazan gecelerinde sırf bu yüzden devamlı tatlı yiyerek büyümüş bir nesil olarak, artık bununla mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ramazan’ı diğer aylardan ayırmamaya çalışın. Diyetinizi iyi planlayın. Kilo veremezseniz de asla üzülmeyin. Daha önümüzde 11 ay var. O zaman verirsiniz.Ama kilo almamaya da gayret gösterin. Diyetinizden çok sapmayın.
Hayırlı Ramazanlar!!!!

Reklamlar

Diyet yaparken de sağlıklı bir beslenme planında da yüksek miktarlarda antioksidanlar, bitkisel kimyasallar ve prebiyotikler tüketmeliyiz. Tüm bu bileşenler sağlıklı zayıflamamızı sağlarken, vücudumuz için de gerekli olan çok yararlı işlevleri yerine getirmektedirler. Tüm besin gruplarında olduğu gibi bu besinler için de miktar çok önemlidir. Çünkü bu besinlerin bazıları gerçekten çok yüksek miktarlarda kalori içermektedirler.

İnsanların çoğu bu yüksek kalori içerikleri nedeniyle bu besinleri tüketmemektedir. Oysa bu grup besinlerin bir başka özelliği ise az miktarlarda dahi yenildiklerinde hızlı ve sıkı bir doyma hissini yakalamanızı sağlamalarıdır.

Bu besin gruplarını ara öğünlere koymak en doğrusudur. Her gün bu ara öğün grubunu değiştirerek, her bir gruptan tam olarak yararlanabiliriz. Bu besinlerden bazıları yağlı tohumlar dediğimiz gruptur. Badem bu gruba iyi bir örnektir. İyi bir prebiyotiktir ve bağırsak sağlığı açısından çok yararlıdır. Kendi diyetimde yanımdan ayırmadığım, en çok yararını gördüğüm besinlerden birisidir badem. Bir avuç içi kadar bademi ara öğünlerimde, acıktıkça tükettim. Bazen yanında 1 bardak yağsız süt içtim. İnanın bana müthiş tok tutucu özelliği var bademin. Diyet yaparken hazır “light” besinler yerine mümkün olduğunca yanımda badem, yaban mersini, ceviz, fındık, kuru kayısı, kuru erik, kuru üzüm gibi kuruyemişleri taşıdım. Hem kendimi bu yiyeceklerde kısıtlamamış oldum, hem de müthiş faydalarını gördüm. Uzun süreli diyetlerde sürekli olarak aynı tür light atıştırmalıkları yemek, bir süre sonra insanda bıtınlık yapmakta. Ayrıca ürünlerin üzernde “light” yazması, “istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” gibi algılanma ki en büüyük hata bu. Bu tür ürünlerden de tükettim. Ama önemli olan devamlı değiştirmem ve miktarları hep kontrol altında tutmamdı.
Diyette meydana gelen bağırsak tembelliği problemi de bu prebiyotiklerle çözümleniyor. Ayrıca benim gibi siz de tatlı seviyorsanız kuru kayısı, erik ve üzüm muhteşem birer kaynak. Bu alışkanlığı kazanmak tabii ki kolay olmadı. İlk başlarda kendimi biraz zorladım . Ama artık günlük hayatım bir parçası haline geldiler. Bir tek benim değil tüm ailemin alışkanlıkları değişti. Ortada bir yere birkaç gözü olan tabakların içinde tüm bu kuru meyva ve kuruyemişleri koymaya başladım. İlk başlarda çocuklar ve eşim pek itibar göstermediler bunlara. Ama asla ısrar etmeden ve baskı uygulamadan , bilinçli bir politikayla onları da alıştırdım aralarda sağlıksız aburcuburlar yerine bunları tüketmeye. Sizin devamlı onları yerken görmeleri önemli. Ayrıca arada bir, ne kadar lezzetli ve faydalı olduklarını konuşmak da çok etkili oluyor. Bu besinlerin zeka gelişimi üzerinde de yararları var. Özellikle çocuklu ailelerin bu besin gruplarından tüketmeye ayrı bir özen göstermeleri gerekmekte. Bir çoğu antikanserojen özellik göstermekte. Özellikle yaban mersini bu konuda son yıllarda çok rağbet görmekte. Kuru dut, nar ve diğer tüm kuru ve taze meyvalar, vücudumuz için gerekli olan enerjiyi doğal yollardan sağlarken, sayısız yararlı kimyasalları da almamızı sağlamakta. Evde yaşpasta, çikolatalı gofret, hazır cipsler gibi bol yağlı, bol kalorili ve sağlıksız abur cuburları yemektense, bu besinlerden tüketmek, kilo vermenizi ve bu kiloyu bir daha asla almamanızı da sağlıyor.

Bunların yanısıra yulaflı, kepekli, arpa ve çavdarlı müsliler de muhakkak beslenme planımızın içinde yer almalılar. Diyet yapmadan önce bana kilo aldıran nedenleri araştırırken, en büyük sorunumun gece TV karşısında yediklerim olduğunu gördüm. Tüm gün yediklerimden neredeyse daha fazla gece atıştırmam vardı. Diyette çözmem gereken bu sorunu halletmiş olmak beni nasıl mutlu etti bilemezsiniz. Müslilerden bir kaseye koyup, tüm gece boyunca onu bitirmeye çalıştım (Tabii sade olarak, süt eklemeden). Müthiş oyalıyor ve doyuruyor. İçine kuru meyva da ekleyince tadı da muteşem oluyor. Arkasından da 1 bardak yağsız süt içtim. Süper bir ikili yakalamıştım. Hem beni oyaıyordu, hem de doyuruyordu. Bu tüyomu yabana atmayın ve gece müsli yemeye başlayın. Bakın gündüz yemek yeme düzeninizde çok büyük bir değişiklik yapmadan bile sadece gece bunları tüketmek, kilonuzda nasıl değişiklik yapacak..

Bu yıl Bodrum’u yeniden keşfettim. Son yıllardaki en iyi tatilimdi diyebilirim. Sekiz yıl aradan sonra gittiğim Bodrum beni çok şaşırttı. Yeni oteller, beachler açılmış. Eskiden de kalabalıktı ama bu sefer sanki İstanbul’daymış gibi hissettim bazen.

Gündüz sıcaklık 40C’yi geçtiğinde bile nem oranı diğer bölgelere göre çok fazla olmadğı için çok bunalmadım. Benim için tatildeki en büyük problem aşırı sıcak olmuştur hep. Güneyde nem oranı çok yüksek olduğu için hep çok bunalırdım. Bodrum’un ama özellik de Yalıkavak’ın havası muhteşemdi. Özellikle Turgutreis, Gündoğan ve Bodrum’dan döndükten sonra Yalıkavak’taki o esinti, insana muhteşem iyi gelmekte. Artık Bodrum’da da muhteşem oteller var. Rixos’un yeri ve sahili muhteşem. Turgutreis’te açılan Kefaluka’da görülmeye değer. Ben ilk defa, gece gördüm Kefaluka’yı. Turgutreis-Kara İncir yolunda, denize uzanan ışıklı bir tepe görünce önce ne olduğunu alayamadım. Sonra yaklaşınca otel binasını gördüm ve gerçekten de etkilendim. Bunun gibi birkaç tane daha ünlü ve lüx oteller var Bodrum’da. Ama Bodrum’un bence en önemli özelliklerinden biri burada çok fazla para harcamadan da , ucuz, kaliteli butik otellerde kalarak tatil yapabiliniyor olmasıdır. Bodrum’da da Yalıkavak’ta ve diğer bölgelerde de onlarca, yüzlerce, irili ufaklı, denize sıfır veya belli uzaklıklarda otel, pansiyon v.b mevcut. Bu sene Yalıkavak’taki bu butik otelleri inceleme fırsatım oldu. Çok büyük olmayan bu oteller, Yalıkavak’ın merkezinin sağında kıyı boyunca sıralanmaktalar. Bu sokakta yürürken sol tarafınızda denizi, sağ tarafınızda irili ufaklı restoran, bar, otelleri görmektesiniz. Gündüz kıyılar cıvıl cıvıl, gece olunca kıyıların bir kısmı restorana dönüşmekte. Eğlence tüm gün ve gece devam etmekte. Fakat Yalıkavak, Bodrum’a göre epey sakince bir yer. Gece 12′den sonra hayat durgunlaşmakta. Oysa Bodrum’da hayat bu saatten sonra başlıyor. Özellikle Barlar Sokağında kalabalıktan yürüyemiyorsunuz. Bodrum’da alışveriş yapmayı planlıyorsanız, benim tavsiyem bunu gündüz yapmanız. Gece kalabalıktan dükkanların vitrinine dahi bakamıyorsunuz. İçeri zar zor girebilirseniz ne şans. Bu sefer de yabancı müşterilerle rekabet etmek zorunda kalıyorsunuz. Benim Bodrum’da en çok şikayet ettiğim konu ydu bu yaz. Hemen hemen tüm mağaza çalışanları önceliği yabancı turistlere veriyor. Oysa Bodrum’a ne yazık ki öyle çok zengin turist falan gelmiyor. Gelenler , ya da en azından o bölgede gezenler, çok genç Rus turistler. Birçok dükkanda bir Rus turist için ikinci plana atıldım. Ama o turist zaten ucuz olduğu için geldiği Bodrum’daki o dükkandan çoğunlukla hiçbir şey almadan çıktı.Yine dükkan sahibi bana kaldı. Bir kaç dükkan Türk turistin yüzüne bile bakmıyor. Bunları bu sefer deşifre etmeyeceğim. Ama bir daha ki sene ,bu tür negatif davranışları kesinlikle isim vererek belirtmeyi düşünüyorum. Tabii bunun yanında çok beğendiğim yerlerde var. Mesela Zeki Outlet. O dar Bodrum sokaklarında son anda farkettim tabelasını. Kalabalıktan sıyrılıp, duvarları bembeyaza boyanmış bir sokaktan içeri giriyorunuz. Mağaza çok minimal, bembeyaz, mayolar ön planda ve çok düzgün sergilenmekte. Fiyatlar muhteşem, çeşit bol. Kızkardeşimle konuşuyorum akşam ve burayı söylüyorum. Onun aldığı 1 mayo fiyatına, yine Zeki Triko’nun 3 mayosunu aldığımı söyleyince çıdırıyor.

Dediğim gibi Bodrum’da her bütçeye göre kalacak yer var. Ben yerli turiste kesinlikle kendi arabalarıyla gitmelerini, ya da araba kiralamalarını tavsiye ederim. Çünkü Bodrum’da gezecek çok yer var. Nerede kaldığınızın o yüzden önemi yok. Ben Yalıkavak’ta kaldım ama 1 ay içinde Yalıkavak’ta 5-10 gün denize girdim. Ortakent, Yahşi, Kara İncir, Gümüşlük, Gündoğan….Hepsi de denize girmek için harika yerler.Hem tanınmış beachler var, hem de halk plajları. Yalıkavak’ta Dodo Beach oldukça iyi. Biancha ve Lola Beach’e arkadaşlarımın tavsiyeleri üzerine gitmekten son anda vazgeçtim. Ben deniz kıyısında takıp takıştırmayı, makyajı falan sevmiyorum. Güneşlenirken makyaj çok zararlı. Ayrıca tatilde, üzerimde bir mayo, nasıl rahat ediyorsam o şekilde davranmayı istiyorum. Öyle çok şık yerlere gece süslenip püslenip giderim. Ama gündüz (benim gece bile çok ender giydiğim)yüksek ökçelerle, takılarla, gece kıyafetini andıran Beach kıyafetleriyle “Acaba nasılım?Bana bakıyorlar mı?” diye ortada gezinen kızlarla dolu bir beache takılmak, 2 çocuklu ve kocasını kıskanan bir kadın olarak bana göre değildi. Millet tatildeyiz nasılsa diye ekstra bir rahatlık içinde. Özellikle yeni nesil için ahlak, namus gibi kavramlarının yerini, görüntü ve para kavramlarının almasından sonra, kafaları sadece paralı birini kafalamak ya da manken olmak konularında çalışan, beyin hücrelerinin kulllanılmamasından dolayı yok olduğu hoş ama boş (en tehlikeli tür budur canlılar aleminde) kızlar ve erkekler alemleri yerine , Ortakent’teki Dedeman Scala Beach’e takıldık ailecek. Deniz harika, havuz gibi ama çok soğuk. Beach hep sakin. Erman Toroğlu buranın müdavimlerinden. Çok sakin, rahat ve huzurlu bir ortam. Ayrıca fiyatı da çok uygun. Biz 2 çocukla diğer beachlere öyle hergün takılamazdık vallahi. Ama burası giriş ücreti en uygun olan beachlerden birisi. Ayrıca girişte ödediğiniz bu giriş ücretini içerde yiyecek ve içeceğe harcıyorsunuz. Yani girişte alınan para sadece giriş ücreti değil. Giriş için, içerde belli bir miktar parayı harcamanızı garantlemek bir anlamda. Burası harika ama tek sorun personel. Dedemanlar neden buna önem vermiyor anlamıyorum. Özellikle yemek bölümü işleteni ve elemanları çok çok kabaydı. Hiç bir yerde bu tür bir kabalık ve eğitimsizliğe rastlamadım. Hele Bodrum’da bu olmamalıydı. Ama bunun dışında ikele bölümüne bakan elemanlar, barmen kız süperdi. Ama bir profesyonellik yok ne yazık ki. Tabii bu beach’de en süper olan Thai masajıydı. Masör muhteşem bir masaj yaptı. Masaj yaptırmayı çok seven birisi olarak denemenizi tavsiye ederim.

Gelelim Bodrum ‘da yemek meselesine. Yemek konusunda sınırsız seçeneğe sahip olan Bodrum’da, Marina’ya doğru uzanan cadded süper restoranlar mevcut. Türk ve dünya mutfaklarını bulabileceğiniz Bodrum’da Ayvalık tostu, sebzeli döner, lokma tatlısı muhakkak tatmanız gereken tatlar. Fiyatlar çok çok ucuzdan, çok çok pahalıya kadar uzanmakta. Çok lüks bir yemek de yiyebilirisiniz, ama ucuz yiyeceğiniz yemek asla kötü değil. Lezzet süper sadece mekan ve servis süper olmuyor. Bir de yiyip kalkmak durumunda kalıyorsunuz. Diğer restoranlar gibi saatlerce oturamıyorsunuz bu ayaküstü ucuz yerlerde. Ben en ok Turgut Reis’te meydan’da ALABİ (Ali Abi)’yi çok beğendim. Fiyatı da yerine, yemek servisi ve lezzetine göre çok ugun geldi bana. Yalıkavak’ta kıyıda ÖzMasa Restoran 2. tavsiyem. Fiyatları ne çok ucuz ne çok pahalı. Kahvaltısı süper. Denize sıfır kahvaltı ve yemek yemek süper bir duygu. Balıklara ekmek atıyorsunuz ve bir anda binlerce balık geliyor yüzeye. Gözlerime inanamadım. Bu doğa güzelliğinin yanında yemek yemek , deniz manzarası, gün batımı, muhteşem….

Malzeme Listesi: 4 su bardağı light süt
1 kahve fincanı pirinç
1,5 yemek kaşığı toz tatlandırıcı
2 paket vanilya

Üzerine: Bolca tarçın ve istenilen bir meyva

Yıkadığınız pirinçleri, küçük bir tencerede yaklaşık 2 su bardağı su ile çok kısık ateşte pişirin. Pişmesine yakın (pirinçler henüz diri iken) üzerine sütü ilave edin. Pişene kadar devamlı karıştırın. Pirinçler tam kıvamına gelen piştikten sonra ocağı kapatın. İçine toz tatlandırıcı ve vanilyayı ilave edin. Tahta bir kaşıkla tekrar karıştırdıktan sonra kaselere servis edin. Ilıdıktan sonra buzdolabına koyun ve istediğiniz soğukluğa geldikten sonra üzerine dilediğiniz taze veya konserve meyva dilimlerinden (miktarını abartmadan) dizin. En son da bolca tarçın ekleyin.

Editörün Notu: Burada en önemli şey tarçındır. Tarçın diyet yaparken en çok kullanacağınız baharatlardan birisidir. Kan şekerini ayarlaması, çabuk tokluk hissi vermesi, hoş koku ve lezzeti, sağlıklı tatlılarımızın ayrılmaz bir parçası yapar tarçını. Meyva seçerken tarçınla uyumlu olacak bir meyva seçebilirsiniz.

1. Tavsiyem, bu sütlacı çok küçük kaselere koymanız (diğer birçok yemek ve tatlılarınızı da koymanız gerektiği gibi). Kase hangi büyüklükte olursa olsun, o miktarı bitirmeye odaklanırız diyette. İlk başlarda miktar az gelse bile inanın bir süre sonra, hiç yememektense o küçük kaseyi yemeye alışıveriyorsunuz.

2. Tavsiyem, eğer gerçekten de ciddi bir diyette iseniz ve vermeniz gereken kilo miktarı biraz fazlaysa üzerine meyva koymadan sadece canınız çok fazla tatlı çektiğinde bu sütlacı bir ara öğün olarak yemeniz. Bunun yerine 1 bardak light sütün üzerine tarçın serpip içmeniz ya da meyva yemeniz çok daha sağlıklı ve faydalı olacaktır. Ama sadece kilo kontrolünde iseniz veya vermeniz gereken kilo miktarı nispeten azsa ve uzun sürede verecekseniz, bu tatlı birçok tatlı alternatiflerine göre hem çok yararlı hem de az kalorilidir. Tarçın, süt, meyva ve az miktarda pirinç bu tatlının yararlı bileşenleridir

Hala duymayan olduğuna inanamıyorum. Ebru Şallı Türk kadınına pilatesi sevdirdi. Benim gibi spor salonuna gitme özürlü kadınlara, evlerinde, hem de çok etkili bir şekilde pilates yapmayı öğretti Ebru:TEŞEKKÜRLER.
Yoğun çalıştığım dönemlerde fırsat bulamamaktan dolayı, şimdilerde ise tembellikten ( spora git (yol 15 dakika), spor yap (1-1.30 saat), duş(10 dakika), giyin (10 dakika), dönüş (15 dakika) en az toplam 2-2.30 saat ) ve 1 saat spor yapmak için bunun iki katını yollarda harcadığıma acıdığımdan bir türlü düzenli spor yapamamıştım. Ama trendleri takip eden, sağlıklı ve zayıf olmayı, özellikle kas yapmayı, doğru nefes almayı, duruşumu düzeltmeyi isteyen biri olarak hep pilates yapmak istiyordum. Ebru Şallı’nın TV’de pilates yapacağını ilk duyduğumda inanın çok da oralı olmadım. Tamam zayıftı ama her zayıf insan sporcu muydu? Yine de seyretmeye başladım, bakalım nasıl yapıyor, diye. Resmen çamur atmak için izledim ama sonra hiçbir hata bulamadım. Kendi kendime kızın günahını aldım dedim. Gitmiş eğitimini almış Amerika’da.Tabii ben de eğitimin herşey olmadığının farkındayım ama artık onun en büyük fanlarından birisi olarak söylüyorum süper yaptırıyor ve yapıyor bu pilatesi. Kendini adamış buna, çok mutlu. Yaptığı şeyin farkında, olayın artık bir sorumluluk projesi halini almasına hem şaşırmış hem de sevinmiş ama en önemlisi sindirmiş.
Onunla Pilates yapıyorum artık. Daha da önemlisi Pilates yapmaya bayılıyorum artık. Neden bu kadar sevdim diye sordum kendime. Cevabını buldum galiba. Tamam iyi yaptırıyor bunu, benim gibi kassız birinin bile karın kasları oldu (2 sezeryan ve artı kilolar karnım yağ içindeydi). Ama en önemlisi sanki bizim evde yapıyoruz sabahları pilatesi. Konuşuyor, gündemi yakalıyor. “Hadi karnımızı çalıştıralım. Sezeryanlılar, hadi bakalım” diyor. İsmimi söylemiyor ama bana sesleniyor sanki.
Teşekkürler Ebru.

Bu arada gece ve hafta sonu kaçıranlar için tekrarları da var. Artık bahaneniz yok.

 

Bu haber beni en mutlu eden haberlerden birisi. Yıllardır diyet yaparken tatlandırıcı kullananlardanım. Ne yazık ki şekersiz çay, kahve içemiyorum, çünki tatlı seviyorum. Bir yandan bunları kullanıp, bir yandan da yan etkilerini düşünüp üzülüyordum. Aspartam ve sakarin içemeyen SPLENDA çıkınca , eczaneye koşup hemen aldım. SÜPER!!!! Diğer tatlandırıcılar çayımda ne yazık ki değişik bir tat bırakmıştı. Ama Splenda’nın tadı harika. En önemli özelliği pişirilebilir olması. Diğerleri bırakın pişirmeyi, sıcak içeçeğe bile atılmamalı aslında. Tablet formunun yanısıra, pastalar, tatlılar için toz formu da var. Sadece eczanelerde satılmakta. Gerçi ben bulana kadar kaç eczane gezdim bilemezsiniz ama sonunda buldum. Galiba dağıtımda bir eksiklik var. Eczacılar daha adını duymamış bile ürünün. Neyse alıp kullanmanızı öneririm. Sadece kilo verirken değil, biliyorsunuz ki sağlıklı yaşamak için de fazla kalorileri kısmamız gerekli.
Fakat bu ürünün ek kötü yanı var: FİYATI!!! Diğer ürünlere göre çok pahalı. Duyunca inanamadım ama aldım tabii. Hele toz formu daha da pahalı. Pastaların kalorisi azalacak ama ne yazık ki maliyeti artacak. Yememek daha mı iyi ne… Ayrıca diyabet hastası falansanız, diğer tatlandırıcılar gibi ödenmiyor, yani sağlık karnenize yazdıramıyorsunuz. Yine de benim gibi tatlıya düşkünseniz yapacak başka şeyiniz yok: gidip alacaksınız

Diyetin, güzel ve sağlıklı yaşamanın en önemli kurallarından birisi de sadece midemizin değil, ruhumuzun da düzgün, dengeli ve yeterince doymasını sağlamaktır. Ruhumuzu dünya güzellikleriyle ne kadar doyurursak, kendimizle o kadar barışık olacağımıza inananlardanım. Bunun için ruhumuzu besleyecek önerileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun yanısıra bu önerilerim diyetin olmazsa olmaz kuralı olan “hareketliliği” de bir zorunluluk olmaktan çıkarıp, bir zevke dönüştürecek sizin için.
Bu gıdalardan birisi bence en yeni camimiz “Şakirin Camisi”. Ben de henüz görmedim. Ama ilk fırsatta gideceğim. Ünlü tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu iç mekan tasarımını yapmış bu caminin. Fotoğraflarından gördüğm kadarıyla mükemmel, modern bir camii olmuş. Artık zamanı gelmişti eski mimari tarzları övmeyi bırakıp, biraz ileriye gitmek için çabalamanın. Eskiler harika ama biraz yenilikçi olmanın bir zararı da yok. Kendisini ve bu pojenin hayata geçmesini sağlayan herkesi kutluyorum.Bu arada cami Üsküdar’da.


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Benim gibi siz de birden fazla diyetisyene gitmiş, arkada bekleyen diğer müşterinin (pardon hastanın) vaktini almamak için, sizin yeme-içme geçmişinizi hemen hemen hiç incelemeden çabucak yazılmış bir diyetle bu kilo yolculuğuna başlamış olabilirsiniz. Olsun, bunu düzeltmek için buradayım. Kilo verirsiniz, doğru ama verme yönteminiz sizin metabolizmanıza, alışkanlıklarınıza ve isteklerinize uygun olmadığı için bir süre sonra ya bıkarsınız bırakırsınız ya da vücudunuz size bırakmanız için baskı yamaya başlar.
Bir seferinde diyetisyenin biriyle 4 ayda 15 kilo vermeyi başarmıştım. Ama bu 4 ay benim için tam bir işkenceydi. Yiyeceklerim o kadar kısıtlanmıştı ki, sonuncu ay öğleden sonraları ve geceleri açlık krizlerine girmeye başlamıştım. Bir süre sonra buna alışacağımı düşündüm fakat sonuç diyeti bırakmak ve kıtlıktan çıkmışcasına, son 4 aydır yasak olan en sevdiğim tatlıları yemek oldu. Tabii, bu gözü dönmüşlüğüm sonucunda verdiğim kiloları fazlasıyla geri aldım.
Bu tür yanlış diyetler (ki bu önemli: yanlış diyetlerin hep kendi yaptığımız diyetler olduğu empoze edilmeye çalışılıyor. Oysa ben kendi doğru diyetimi buldum ve onunla zayıfladım) benim psiklojim üzerinde çok önemli rol oynadılar. Kendimi suçladım hep sonuna ulaşamadığım diyetlerde. Kendimi obur, açgözlü, tahammülsüz, başarısız hissettim. Çünkü, karşımdaki diyetisyendi. Yanlış yapamazdı. Yanlışı yapan olsa olsa bendim.
Yıllar böyle geldi geçti. Bu arada sağlıklı beslenme ile ilgili kitapları keşfettim. Önceleri kanser ve diğer hastalıklarla olan ilişkileri için okudum bu kitapları. Her geçen gün yeni şeyler öğrendim. Hastalıklardan korunmak içi doğru beslenmeyi öğrenirken aslında bunun kilo vermede de etkili olduğunu keşfettim. Hepsi birbiriyle ilişkiliydi. İyi besleniyorsanız zaten kilo sorununuz olmaz. Hastalıklara yakalanma ihtimaliniz de azalır. Kilo problemiz varsa, kesin olan tek şey yanlış beslendiğinizdir. Bu yanlış beslenme tipinize, genetiğinize yaşam koşullarınıza göre olabilir. Yani benim için yanlış olan bir besin sizin için çok da önemli olmayabilir. Ama farkettiğim en önemli şey, kilo almam sadece görüntümün bozulması anlamına gelmiyordu, aynı zamanda sağlığım da bozulması demekti. Sorun artık estetik kaygılarım değildi, çok daha ciddiydi.Sağlıklı ve uzun yaşamak istiyordum. Çocuklarımla ilgili bir sürü hayallerim vardı. Ama böyle kilolu olursam ya göremeyecek ya da hasta olduğum için bana bakmak zorunda kala çocuklarımla bir yaşlılık geçirecektim. Çevremde her iki gruba ait bir sürü örnek yaşlı vardı. Ve kararımı verdim. Sağlıklı bir yaşlı olacaktım. Çocuklarım ve torularım benim sağlık problemlerim yerine, muhteşem hikayelerimi dinlemek için yanıma geleceklerdi.
Tabii, bunu başarmak çok da kolay olmadı. Sayısız kitap okudum. Her doğru benim doğrum değildi. Kendi durumumu çok net ortaya koydum ve kabul ettim. Bir çok örnek vaka dinledim. Onların doktor tavsiyelerini, şikayetlerini hep beynime kaydettim. Kendime göre beslenme planımı çıkardım. Motivasyonun çok önemli olduğunu farkettim. Bunun için meditasyon itapları okudum. Motivasyonumu yükseltmek için elimden ne geliyorsa yaptım. Yemek yeme nedenlerimi belirledim. Beni yemek yemeye yönlendiren her bir unsuru buldum, kabul ve itiraf ettim. Bu kabulden sonra, onları bertaraf etmeye başladım.Zorlu bir süreçti ama değdi. Bütün bunları daha ayrıntılı yazacağım. Diyet diye başladığım bu yolculuğun, aslında hayatımı baştan yaratmak olduğunu keşfettiğimde, zaten gelmek istediğim noktaya varmama çok az kalmıştı. Bu noktaya ilerlemeye devam ediyorum. Sadece beslenme düzenimi değil, hayat felsefemi de değiştirdiğim bu yolculukta sizlere de yardımcı olacak adımları yazmak en büyük hedefim. Doğrularım, sizin doğrularınız olmayacak büyük bir ihtimalle ama amacım kendi doğrumu size kabul ettirmek değil. Kendi doğrumu nasıl bulduğumu gösterip sizinkini bulmanıza yardımcı olmak. Bunu ne kadar sağlayabilirsem, o noktaya o kadar yaklaşmış hissedeceğim kendimi.
Okuma zamanı köşesinde, okuduğum kitapları bulabilirsiniz. Ayrıca okumak istediğim ve gündemdeki yeni kitapları da düzenli olarak vermeye çalışacağım. Unutmayın farkındalığınızı arttıracağınız en iyi ve en güvenli yollardan birisi okumaktır. Okumak size hem diyette hem de hayatta çok şey katar

Yeni Bir Ürün Denedim:ADONIA LEG TONE SERUM

Kadınların en büyük problemlerinden biri olan selülit, bir çok uzmana göre dolaşım bozukluğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunu yanısıra çok sık kilo alıp vermek, aşırı yağlı, tuzlu, kafeinli beslenme düzenleri, hareketsizlik, fazla kilolar da selülte neden olmaktadır. Genetik faktörleri de unutmamak gerekir. Ben ençok bu faktörün etkili olduğunu düşünüyorum.
Son 5 yılda en az 10 kez, 10 kg alıp-vermiş biri olarak, günde en az 1 lt kola, 10-15 bardak çay, 2 fincan kahve ve 1 Türk kahvesini de düzenli olarak tükettiğim düşünüldüğünde beni selülit probleminin en iyi örneği olarak gözünüzde canlandırmış olabilirsiniz. Ama üzgünüm, selülit genlerim anneannem ve annemden bana lduğu gibi geçmiş olsa gerek ki bu yıla kadar hiç de öyle abartılacak bir görüntü problemi yaşamadım.
Bu yıl artık 36 yaşında olduğumu da kabul etmem sonucu (ki bu 40′a çok az kaldığını kabl etmem demekti) biraz da kilo verince, baktım ki artık benim de selülitim var. Eeee, olsun artık. Deniz kenarında, incecik 25liklerin selüliti var da(ki inanın bu beni mutlu ediyordu-biliyorum çok ayıp ama) benim de olsun artık, dedim ve bunu araştırmaya başladım.
Selülitle savaşmada en önemli adım olan kilo verme adımını zaten gerçekleştiriyordum. Dolayısı ile beslenme düzenim de bu konuda olumlu idi. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli gıdalardan zaten uzak duruyordum. Fakat kafein konusunda aynı şeyi söyleyemem. Kolayı kesmekte zorlanmadım. Fakat çay ve kahve, benim hayatımın vazgeçilmezleri. Yıllarca sabahlara kadar ders çalışmaktan olsa gerek, bu alışkanlıklarımı seviyorum ve ayrılmak istemiyorum. Ayrıca özellikle kahve, diyetimdeki en büyük yardımcım. Canım çikolata gibi kakaolu şeyler istediğinde hep yanımda oldu. İştahımı azalttı. Onu bırakamam….
Sonra birgün Amerika’da yeni çıkan bir ürün duydum. Hemen araştırdım. Internet sitelerine girdim. Türkiye gönderdikleri ülkeler arasında değildi. Mail attım ve onlar da Türkiye’yi hemen, ürünü gönderdikleri ülkeler arasına koydular.
ADONIA LEG TONE SERUM:2 aydır kullanıyorum. Oldukça memnunum. Bacaklarım şimdi harika ama dediğim gibi, sadece bu ürüne güvenerek yan gelip yatmıyorum. Diyetin yanısıra, bisiklete biniyorum, düzeni masaj yaptırıyorum ve haftada 5 gün de dolaşımımı ve metabolizmamı hızlandırsın diye titreşimli kemerimi kullanıyorum. Sonuç gerçekte harika. Bu firmayla hiç bir alakam yok. Ben sadece ürünü tavsiye ediyorum.
Bu ürün ilk çıktığnda internette bu ürünle ilgili hiç Türkçe ilan yoktu. Hepsi İngilizceydi. Şimdi girdim, araştırdım ve çok şaşırdım. 2-3 ayda herkes keşfetmiş ama çok pahalı piyasada. Tabi insanlar kar yapacaklar. Ben buradan beni takip edenlere yardımcı olmak istiyorum sadece. Ben, firmanın kendi sitesinden talep ettim. Korka korka (ey güzel olma aşkı sen nelere kadirsin) kredi kartı numaramı verip, sipariş ettim. Sitede tanesi 87$, fakat 2 ürün siparişinde 1 ürün de onlar bedava göndermekteler. Yani 3 ürün 174$’a geliyor. Ayrıca gönderme masrafı da onlara ait. Yani yaklaşık olarak 3 ürün 300 TL den az bir maliyetle elinize ulaşmakta. Ben internette araştırdım. Tanesini 200 TL’ye satıyorlar. Dediğim gibi kartımda bir problem olmadı. Ürün firmanın söylediği gibi 10 günde geldi. Benden haber vermesi. Bağlantılar kısmından firmaya direk bağlanabilirsiniz de. Eeee daha ne yapayım???
Güzel ve etkili bir ürün. İçinde 23 adet organik yağ var. İlk 30 gün sabah-akşam , sabah 2 kez, akşam 2 kez olmak üzere 4 kere, 4er dakika ara ile bacağa uygulanmakta ve masaj yapılmakta. 30 günden sonra, sadece sabahları yine 2 kez uygulamaya devam ediyorsunuz. Ta ki istediğiniz sonucu elde edene kadar (ya da paranızın yettiği yere kadar).
Kendimi sizin için başka ürünler de denemek üzere tester olarak feda edeceğim. Denediğim tüm ürünleri ve yorumlarımı siteme ekleyeceğim. Amacım sizlere faydalı olmak sadece. Pozitif enerjimin bana artarak geri geleceğinden eminim
https://www.adonialegtone.com/order/order-now.cfm

Arkadaslar, yine buradan bir arkadasin uyarisi ile ogrendigim birsey var. Adonia legtone u Turkiye’de Jane Iredale mineral makyaji getiren firma Mayaderm temsil ediyormus. Turkiyeye internet uzerinden satisi Adonia durdurmus. Dolayisi ile urunu sadece buradaki distributor araciligi ile almak mumkun. Ben dun siparis vermistim ve bugun elimde oldu ayrica distributor firma kendi alisveris sitesi olan kozmetikuzmani.com adresinden de Temmuz ayi itibari ile satmaya baslayacakmis.O zamana kadar bekleyemeyenler telefonla da siparis verebiliyor. firmanin internet sitesi http://www.mayaderm.com sevgiler

%d blogcu bunu beğendi: