Tıpta böyle bir sendrom gerçekten var mıdır bilmem ama bir zamanlar bende olduğu kesin. İşin şakası bir yana yeni anne olmuş ve çalışma hayatıyla çocuğu arasında sıkışmış arkadaşlarıma bakınca anneliğimin ilk yıllarım geliyor birden aklıma. Onların yaşadıklarını çok iyi anlıyorum. O yollardan geçmiş, iki çocuk annesi bir kadın olarak bu konuya değinmek, bilgi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.

Hayat planımın en başında hep “Kariyer Sahibi Bir Kadın Olmak” vardı. Bu şekilde yetiştirildim ve yaptığım her şeyin ortak amacı bu idi. Üniversite eğitimi, yüksek lisans hatta doktora, çeşitli kurslar, seminerler hep başarılı bir çalışan kadın olmak içindi. Yıllarımı, hatta gençliğimin en güzel dönemlerini hep bu amaç uğruna didinerek geçirdim. Sonunda amacıma ulaştım ve iş hayatına atıldım. Çok çalışıyor, başarılı bir kadın olma yolunda istikrarlı bir şekilde ilerliyordum ki… Olanlar oldu: evlendim ve ilk çocuğum doğdu. Plansız ve tesadüfen olduğunu düşünmeyin. Eşimle uzun bir beraberlik sonucu evlenme kararı aldık ve ikimiz de deliler gibi çocuk istiyorduk. Hep genç bir anne olmak istediğim için hemen hamile kaldım ve bebeğimi doğurdum. Doğum iznim bitene kadar hiçbir problem yoktu. Bebeğim mükemmeldi, annelik mükemmeldi, şimdi tam bir aile olduğumuzu hissediyordum. Ama o gün geldi çattı: Doğumdan sonraki ilk işbaşı günü!

Birden yaşadığım o harika duygunun yerini karamsarlık, kuşku, güvensizlik ve korku aldı. O sabahı asla unutamam. Bakıcımı çok iyi araştırmış, onlarca diğer bakıcı adayları arasından çok beğenerek seçmiştim. Yaklaşık iki aydır evde benimleydi. Hem bebeğe bakmamda ve hem de ev işlerinde gözetimim altındaydı ve gerek benden gerekse diğer tüm aile büyüklerinden tama yakın not almıştı (tama yakın diyorum çünkü bilirsiniz anneanne ve babaanneler asla kimsenin kendilerinden daha iyi torunlarına bakamayacağını düşünürler). Ama yine de o sabah onu bırakıp işe gitmek fikri hayatımda o ana kadar aldığım bütün kararları, düşünce tarzımı, ideallerimi ve planlarımı sorgulamama sebep oldu. Gerçekten de her şeyi doğru mu yapmıştım? O güne kadar aldığım kararlara hep çok güvenmiştim. Hata yaptığımı şimdiye kadar hiç düşünmemiş olmama rağmen hata yapmaya mı başlamıştım? Yoksa yaptıklarımın hepsi mi hataydı?

Aylar boyu işe bu duygularla gittim. Aylarca tüm boş vakitlerimi kendimi ve hayatı sorgulayarak geçirdim. Diğer annelerle konuştum. Mantığım doğru yaptığımı söylüyordu ama duygularım mantığımı bastırır konuma gelmişti. Ve en sonunda o noktaya geldim, tüm cesaretimi toplayıp kendime aylardır soramadığım o soruyu sordum: İyi bir anne miydim ben?

Korktum, cevap veremedim. Şimdiye kadar hep doğruyu yapan ben yanlış mı yapıyordum bile bile? Hem de dünyada en değer verdiğim varlığa? Ben böyle bir insan olamazdım. O dünyada her şeyden çok sevdiğim bebeğimi birkaç aya kadar hiç tanımadığım birine emanet edip, sırf kariyerim uğruna bütün günümü onsuz geçiriyordum. Yemeğini yediremiyor, uykuda onu izleyemiyordum. İlk dişini belki de en önce ben göremeyecektim. İlk sözcüklerini de ben duyamayabilirdim. Kim paylaşacaktı bu en önemli İLK’leri bebeğimle: Bakıcısı. Bu böyle olmamalıydı. Bir şeyler ters gidiyordu. Bu bebeği ben onun için değil kendim için doğurmuştum.

Ama ya kariyerim ne olacaktı? Bu kadar uzun yıllar boşuna mı okumuştum? İşimi çok seviyordum, yükselmeye başlamıştım. Kıvrak zekalıydım, iletişim becerilerim çok iyiydi. Çok kısa bir süre içinde kariyer hedeflerime ulaşacak gibi görünüyordum. En önemlisi de iyi para kazanıyordum. Bu para her istediğimi alabilmeme, rahatça seyahat edebilmeme, kabul etmekte zorlansam da sosyal statüme bile yardımcı oluyordu. Bir tarafta iyi bir anne olmak diğer tarafta çalışmayan,  para kazanmayan bir ev hanımı olmak.

Ne mi yaptım? İşi bıraktım. Anne olmak ağır bastı. Diğer tüm şeylerin maddecilik olduğuna, aslında manevi tarafıma ağırlık vermem gerektiğine kendimi inandırarak istifa ettim. Herkesi şok eden bir hareketti bu. Beni yıllardır tanıyan, bebeğimin babası bile ona sorduğumda ” Bu kararı sen vereceksin. Ben karışamam. Sonra beni suçlarsın” dedi ve (her zaman ki gibi) hiçbir sorumluluk almadan kenara çekildi. Ailem hata yaptığımı, kesinlikle pişman olacağımı, çalışmayan bir kadın olamayacağımı, bu duruma asla alışamayacağımı, kendi paramı kazanmaya alıştığımı falan söyledilerse de serde inatlık var ya “ben doğru kararı verdim. Benim için de, bebek için de en iyisi bu” deyip kararımda ısrar ettim.

İlk başlar harikaydı. Tüm günümü bebeğimle geçiriyor, onun her anına tanıklık edebiliyordum. Artık beni bakıcıdan daha çok seviyor, bensiz yemek yemek, uyumak istemiyordu. Bu da annelik gururumu o kadar okşuyordu ki herkese anlatıyordum. Yıllardır gündüzleri hiç alışveriş için vaktim olmamış, hep iş sonraları koşturarak bir şeyler almış biri olarak, hiçbir yere yetişme derdi olmadan sokaklarda öyle boş boş, vitrinlere bakarak gezmek bir rüyayı yaşamaktı sanki. Kendi kendime sürekli işi bırakmakla ne iyi yaptığımı tekrarlayıp duruyordum.

Böyle aylar geçti. “Çocuğumu çok sevdiğim için!!!” evde bakıcının yapması gereken tüm görevleri zamanla üstlenmiştim. Küçük kızımı ben yediriyor, ben uyutuyordum. Uyanınca oyun oynuyor, üstünü değiştiriyor, tekrar yemek yediriyor, ilgisini çekecek yeni oyunlar bulmaya çalışıyordum. Bu arada bakıcım ne mi yapıyordu? Bizi seyrediyordu. “Vallahi Feyza Hanım, artık ben yediremiyorum, uyutamıyorum, sizi istiyor.” Deyip kelimenin tam anlamıyla BAKıcılık yapıyordu. Artık her şey o kadar da zevkli değildi. Sürekli yemek yedirebilmek için çeşitli şaklabanlıklar yapmak, uyutabilmek için saatlerce ayakta sallamak hoş olmaktan çıkıp eziyete dönüşmeye başlamıştı. Bunu yapan anneleri kutluyorum ama evde bu tür sorumlulukların en azından bazılarını yapması için para ödediğiniz biri olduğunu bilip, o içeride rahat rahat oturuken sizin bir duşa girmek için her şeyi vereceğinizi bilmek insana biraz acı geliyordu ne de olsa.

Biriktirdiğim param bitmiş eşimden para istemeye başlamıştım. Biraz zordu para istemek hele de ne için olduğunu açıklamak. Her seferinde bir amacı olmalıydı aldığım paranın. “Markete gideceğim. Bugün dolar günüm var. Arkadaşımın kızının doğum günü hediye almam lazım.”. Bu böyle olmaz dedim bir akşam. “Böyle parça parça para almak hoşuma gitmiyor. Ben çocuk muyum öyle okul harçlığı verir gibi her gün. Belli bir aylığım olsun. “. “ Galiba beni çalıştığın eski şirketin sandın sen. Öyle aylık falan. Nasıl belirleyecekmişiz bu aylığı? Ne güzel ne için istiyorsan veriyorum işte. Burası senin evin, firman değil. Ne aylığı yahu?” demez mi?!! O an dank etti kafama annemin sözleri “ Bak kızım , ben de yıllarca çalıştım. Neyinizi eksik ettim? Birlikte gezdik, eğlendik. Her şeyi yaptık. Tüm boş vakitlerimi sizinle geçirdim. Hem de her istediğinizi aldım. Hatırlasana arkadaşının annesinin alamadığı pantolondan iki tane birden alınca anne ben de senin gibi çalışıp çocuklarımın her istediğini alacağım demiştin. Tamam para tabii ki her şey demek değil. Ama yaşadığımız ülkenin gerçekleri var. Onları göz ardı edemezsin. Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Ne yazık ki imkanlarımız sahip olduğumuz para kadar. Bunu ileride daha iyi anlayacaksın. Para varken kıymeti pek bilinmez. Değerin anlaman için önce onu kaybetmen lazım. Sen her istediğini almaya, her istediğin yere gitmeye alıştın. Onu da bırak, iki kişiydiniz şimdi üç kişi oldunuz, bakıcıyla dört, başka çocuğun olursa beş. Evinizin masrafı artacak. Çocukların okul masrafları, kıyafetleri, oyuncakları hepsi zamanla artacak. Kendin için olmasa da onlar için çalışmalısın. Bak ev hanımı arkadaşlarıma. Siz onların çocuklarından hep daha fazla sorumluluk sahibiydiniz. Herkesten önce ayaklarınızın üzerinde durmayı başardınız. Yemek yapmayı, odanızı düzeltmeyi, kendi başınıza bir şeyler yapmayı hep yaşıtlarınızdan önce becerdiniz. Çalışan anne olmak o kadar da kötü değil. “

Tabii hemen iş başvurularına başladım tahmin ettiğiniz gibi. Zaten kızım da 3 yaşına gelmişti. Bir süre sonra ben evde de olsam işte de olsam anaokuluna başlayacaktı. Öyle de oldu. Ben işe başladım. Tekrar ekonomik özgürlüğümü ve sosyal statümü geri aldım. Pişman mıydım geriye bakınca? Hayır. Kızımın ilk deneyimlerinde hep yanında oldum. Anneliği keşfettim. Artık akşamları ve hafta sonları kaliteli zaman geçirmeyi amaç edindim. O da çalışan bir annenin çocuğu olarak bir çok sorumluluğu öğrendi. Hiçbir şeyi kaçırmadık. Yine birlikte gezdik, sinemaya, yemeğe gittik. Tatillere çıktık, akşamları sohbet ettik.

İkinci kızım olunca bu tereddütleri hiç yaşamadım. Hayatta 24 saati hiçbir zaman çocuklarınla birlikte geçiremeyeceğim gerçeğini öğrenmiştim artık. Ayrıca bu kötü değil iyiydi bile. Herkese yaşama alanı ve zamanı kalıyordu böylece. Bazen özlemek en iyisi galiba, yanında olup kırmaktansa, uzaktan uzağa özlemek…