Category: DİYET GÜNLÜKLERİ


RAMAZAN’DA DİYET

Eminim diyet yapan herkes bir süredir “Eyvah Ramazan geldi!!! Şimdi diyet nasıl devam edeceğim?” gibi benzer sorulara kafa yoruyordur. Kendi kendinize psikolojik baskı yaptığınızın umarım farkna varır ve endişelenmeyi hemen bırakırsınız.
Diyet yaparken benim en önemli ilkelerimden birisi “ASLA KİMSEYE DİYETTE OLDUĞUNU SÖYLEME” idi. Neden mi? Diyette olduğunuzu söylediğinizi düşünün, herkes devamlı kaç kilo verdiğinizi ya da verip veremediğinizi sorar. Arkadaşlarla çıkılan her yemek ya da çay randevusu, diyet hakkında ve daha çok sizin KİLONUZ hakkında bir seminere dönüşüverir farkında olmadan. Bir süre sonra hergün aynı sorularla karşılaşmak ve cevap vermekten sıkılıp, bu yemek molalarına çıkmamaya başlarsınız. Kilo verirken mutlu ve huzurlu olmanız çok önemli. Sizi tedirgin eden herşeyi minimize etmeye çalışın. Bu eğer diyetinizle aşırı ilgilenen arkadaşlarınız ya da aile fertlerinizse ya onları minimize etmelisiniz( ki bu sizi yalnızlığa iteceğinden tavsiye etmiyorum) ya da bu sıkıcı diyet konuşmalarını ortadan kaldırmalısınız. Bunun için de en etkili yol diyette olduğunuzu kimseye söylememektir.
Bu sayede kilo vermenizin durduğu dönemlerde de “bu ara kilo veremiyorsun galiba şekerim” gibi yarı ima yarı kıskançlı içeren cümlelerden de kurtulmuş olursunuz. Ayrıca her ay rapor vereceğiniz 10-20 arkadaş, 10 akraba, 15 iş arkadaşı, 5 mahalle komşusundan da otomatik oarak kurtulursunuz. Benden tavsiye etmesi….

Arkadaşlarının gözünden kaçmaz tabii ki. Bir kaç hafta sonra sizde ki incelmeyi farkettiklerinde, soruları geçiştirin: Biraz yoruldum bu ara galiba / Uykusuz mu kaldım ne? Uykumu alamayınca hemen zayıflıyorum/ Ekmek yemedim 2 haftadır. Ondan galiba, gibi uyduruk, basit birkaç neden sıralayın. Ve ” ya aslında öle kilo falan vermedim, ödemim gitti ” gibi işi önemsizleştirin. Siz diyetinizi en başında çok ciddi bir şekilde sunarsanız, ara raporlarınızı da aynı titizlikle bekliyor olacaklarını asla unutmayın.
Zaten bu diyet işini siz de çk ciddiye almayın. Başlayın ve başlamanın başarmak olduğunu kabul edin. Bütün gün diyette olduğunuzu düşünmeyin. Diyetinizi çok iyi planlayın. Sabah, öğle, akşam ve aralarda ne yiyeceğinizi 1 haftalık planladıktan sonra, her gün bu yiyecekleri nereden ve nasıl temin edeceğinize karar verin. Yanınıza alacaklarınızı alın ve artık bırakın, yaşam devam etsin.

Ramazan’da da aynı şey söz konusu. Diyette olsanız da olmasanız da herkes gibi sizde bir süre yemek yemeyeceksiniz( oruç tutuyorsanız). Oruç tutmuyorsanız günlük planınızı aksatmamaya çalışın. Sakın tutanlar kadar aç kalmayın. Bazılarımız ayıp olur endişesi ile oruç tutmaslar bile tüm gün aç kalmaktalar ki bu çok yanlış. Oruç tutan diyetliler için benim önerim biraz ters düşünmeleri. Yani gündüzü gece, geceyi gündüz gibi düşünmek ramazan için iyi bir çözüm bence.
Sabah yenilen orta ağırlıkta bir kahvaltı yerine akşam iftar yemeği (salata, çorba ve biraz ekmek, su). 2 saat sonra bir ara (meyva ya da tahıl, yoğurt,süt) , öğlen yemeği yerine gece yatarken içilen bir çorba ya da bir sebze yemeği ve biraz ekmek, yoğurt . Ama sahura kalkanların gece yatarken yoğurt veya meyva yiyip yatmasını öneriyorum. Çünkü onlar akşam yemeklerini, sahurda yiyecekler. Bu şekilde diyetinizi planlarsanız hiç bir sorun olacağına inanmıyorum. Tabii bol su içmeyi, meyva ve tahıl gibi posalı ve vitaminli şeyler yemeği unutmayın.
Ramazan’da en çok dikkat edilmesi gereken şey bence tatlılar. Kendi deneyimlerime göre, 11 ay yemeden durabildiğim birçok tatlı çeşidini, Ramazan ayında nasıl oluyor da doymamacasına mideye indiriyorum bilmiyorum. Bu tamamen toplum baskısı bence. Çocukluğumuzdan beri kan şekeri düşmesine inanmış ve ramazan gecelerinde sırf bu yüzden devamlı tatlı yiyerek büyümüş bir nesil olarak, artık bununla mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ramazan’ı diğer aylardan ayırmamaya çalışın. Diyetinizi iyi planlayın. Kilo veremezseniz de asla üzülmeyin. Daha önümüzde 11 ay var. O zaman verirsiniz.Ama kilo almamaya da gayret gösterin. Diyetinizden çok sapmayın.
Hayırlı Ramazanlar!!!!

Diyet yaparken de sağlıklı bir beslenme planında da yüksek miktarlarda antioksidanlar, bitkisel kimyasallar ve prebiyotikler tüketmeliyiz. Tüm bu bileşenler sağlıklı zayıflamamızı sağlarken, vücudumuz için de gerekli olan çok yararlı işlevleri yerine getirmektedirler. Tüm besin gruplarında olduğu gibi bu besinler için de miktar çok önemlidir. Çünkü bu besinlerin bazıları gerçekten çok yüksek miktarlarda kalori içermektedirler.

İnsanların çoğu bu yüksek kalori içerikleri nedeniyle bu besinleri tüketmemektedir. Oysa bu grup besinlerin bir başka özelliği ise az miktarlarda dahi yenildiklerinde hızlı ve sıkı bir doyma hissini yakalamanızı sağlamalarıdır.

Bu besin gruplarını ara öğünlere koymak en doğrusudur. Her gün bu ara öğün grubunu değiştirerek, her bir gruptan tam olarak yararlanabiliriz. Bu besinlerden bazıları yağlı tohumlar dediğimiz gruptur. Badem bu gruba iyi bir örnektir. İyi bir prebiyotiktir ve bağırsak sağlığı açısından çok yararlıdır. Kendi diyetimde yanımdan ayırmadığım, en çok yararını gördüğüm besinlerden birisidir badem. Bir avuç içi kadar bademi ara öğünlerimde, acıktıkça tükettim. Bazen yanında 1 bardak yağsız süt içtim. İnanın bana müthiş tok tutucu özelliği var bademin. Diyet yaparken hazır “light” besinler yerine mümkün olduğunca yanımda badem, yaban mersini, ceviz, fındık, kuru kayısı, kuru erik, kuru üzüm gibi kuruyemişleri taşıdım. Hem kendimi bu yiyeceklerde kısıtlamamış oldum, hem de müthiş faydalarını gördüm. Uzun süreli diyetlerde sürekli olarak aynı tür light atıştırmalıkları yemek, bir süre sonra insanda bıtınlık yapmakta. Ayrıca ürünlerin üzernde “light” yazması, “istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” gibi algılanma ki en büüyük hata bu. Bu tür ürünlerden de tükettim. Ama önemli olan devamlı değiştirmem ve miktarları hep kontrol altında tutmamdı.
Diyette meydana gelen bağırsak tembelliği problemi de bu prebiyotiklerle çözümleniyor. Ayrıca benim gibi siz de tatlı seviyorsanız kuru kayısı, erik ve üzüm muhteşem birer kaynak. Bu alışkanlığı kazanmak tabii ki kolay olmadı. İlk başlarda kendimi biraz zorladım . Ama artık günlük hayatım bir parçası haline geldiler. Bir tek benim değil tüm ailemin alışkanlıkları değişti. Ortada bir yere birkaç gözü olan tabakların içinde tüm bu kuru meyva ve kuruyemişleri koymaya başladım. İlk başlarda çocuklar ve eşim pek itibar göstermediler bunlara. Ama asla ısrar etmeden ve baskı uygulamadan , bilinçli bir politikayla onları da alıştırdım aralarda sağlıksız aburcuburlar yerine bunları tüketmeye. Sizin devamlı onları yerken görmeleri önemli. Ayrıca arada bir, ne kadar lezzetli ve faydalı olduklarını konuşmak da çok etkili oluyor. Bu besinlerin zeka gelişimi üzerinde de yararları var. Özellikle çocuklu ailelerin bu besin gruplarından tüketmeye ayrı bir özen göstermeleri gerekmekte. Bir çoğu antikanserojen özellik göstermekte. Özellikle yaban mersini bu konuda son yıllarda çok rağbet görmekte. Kuru dut, nar ve diğer tüm kuru ve taze meyvalar, vücudumuz için gerekli olan enerjiyi doğal yollardan sağlarken, sayısız yararlı kimyasalları da almamızı sağlamakta. Evde yaşpasta, çikolatalı gofret, hazır cipsler gibi bol yağlı, bol kalorili ve sağlıksız abur cuburları yemektense, bu besinlerden tüketmek, kilo vermenizi ve bu kiloyu bir daha asla almamanızı da sağlıyor.

Bunların yanısıra yulaflı, kepekli, arpa ve çavdarlı müsliler de muhakkak beslenme planımızın içinde yer almalılar. Diyet yapmadan önce bana kilo aldıran nedenleri araştırırken, en büyük sorunumun gece TV karşısında yediklerim olduğunu gördüm. Tüm gün yediklerimden neredeyse daha fazla gece atıştırmam vardı. Diyette çözmem gereken bu sorunu halletmiş olmak beni nasıl mutlu etti bilemezsiniz. Müslilerden bir kaseye koyup, tüm gece boyunca onu bitirmeye çalıştım (Tabii sade olarak, süt eklemeden). Müthiş oyalıyor ve doyuruyor. İçine kuru meyva da ekleyince tadı da muteşem oluyor. Arkasından da 1 bardak yağsız süt içtim. Süper bir ikili yakalamıştım. Hem beni oyaıyordu, hem de doyuruyordu. Bu tüyomu yabana atmayın ve gece müsli yemeye başlayın. Bakın gündüz yemek yeme düzeninizde çok büyük bir değişiklik yapmadan bile sadece gece bunları tüketmek, kilonuzda nasıl değişiklik yapacak..

Malzeme Listesi: 4 su bardağı light süt
1 kahve fincanı pirinç
1,5 yemek kaşığı toz tatlandırıcı
2 paket vanilya

Üzerine: Bolca tarçın ve istenilen bir meyva

Yıkadığınız pirinçleri, küçük bir tencerede yaklaşık 2 su bardağı su ile çok kısık ateşte pişirin. Pişmesine yakın (pirinçler henüz diri iken) üzerine sütü ilave edin. Pişene kadar devamlı karıştırın. Pirinçler tam kıvamına gelen piştikten sonra ocağı kapatın. İçine toz tatlandırıcı ve vanilyayı ilave edin. Tahta bir kaşıkla tekrar karıştırdıktan sonra kaselere servis edin. Ilıdıktan sonra buzdolabına koyun ve istediğiniz soğukluğa geldikten sonra üzerine dilediğiniz taze veya konserve meyva dilimlerinden (miktarını abartmadan) dizin. En son da bolca tarçın ekleyin.

Editörün Notu: Burada en önemli şey tarçındır. Tarçın diyet yaparken en çok kullanacağınız baharatlardan birisidir. Kan şekerini ayarlaması, çabuk tokluk hissi vermesi, hoş koku ve lezzeti, sağlıklı tatlılarımızın ayrılmaz bir parçası yapar tarçını. Meyva seçerken tarçınla uyumlu olacak bir meyva seçebilirsiniz.

1. Tavsiyem, bu sütlacı çok küçük kaselere koymanız (diğer birçok yemek ve tatlılarınızı da koymanız gerektiği gibi). Kase hangi büyüklükte olursa olsun, o miktarı bitirmeye odaklanırız diyette. İlk başlarda miktar az gelse bile inanın bir süre sonra, hiç yememektense o küçük kaseyi yemeye alışıveriyorsunuz.

2. Tavsiyem, eğer gerçekten de ciddi bir diyette iseniz ve vermeniz gereken kilo miktarı biraz fazlaysa üzerine meyva koymadan sadece canınız çok fazla tatlı çektiğinde bu sütlacı bir ara öğün olarak yemeniz. Bunun yerine 1 bardak light sütün üzerine tarçın serpip içmeniz ya da meyva yemeniz çok daha sağlıklı ve faydalı olacaktır. Ama sadece kilo kontrolünde iseniz veya vermeniz gereken kilo miktarı nispeten azsa ve uzun sürede verecekseniz, bu tatlı birçok tatlı alternatiflerine göre hem çok yararlı hem de az kalorilidir. Tarçın, süt, meyva ve az miktarda pirinç bu tatlının yararlı bileşenleridir

Hala duymayan olduğuna inanamıyorum. Ebru Şallı Türk kadınına pilatesi sevdirdi. Benim gibi spor salonuna gitme özürlü kadınlara, evlerinde, hem de çok etkili bir şekilde pilates yapmayı öğretti Ebru:TEŞEKKÜRLER.
Yoğun çalıştığım dönemlerde fırsat bulamamaktan dolayı, şimdilerde ise tembellikten ( spora git (yol 15 dakika), spor yap (1-1.30 saat), duş(10 dakika), giyin (10 dakika), dönüş (15 dakika) en az toplam 2-2.30 saat ) ve 1 saat spor yapmak için bunun iki katını yollarda harcadığıma acıdığımdan bir türlü düzenli spor yapamamıştım. Ama trendleri takip eden, sağlıklı ve zayıf olmayı, özellikle kas yapmayı, doğru nefes almayı, duruşumu düzeltmeyi isteyen biri olarak hep pilates yapmak istiyordum. Ebru Şallı’nın TV’de pilates yapacağını ilk duyduğumda inanın çok da oralı olmadım. Tamam zayıftı ama her zayıf insan sporcu muydu? Yine de seyretmeye başladım, bakalım nasıl yapıyor, diye. Resmen çamur atmak için izledim ama sonra hiçbir hata bulamadım. Kendi kendime kızın günahını aldım dedim. Gitmiş eğitimini almış Amerika’da.Tabii ben de eğitimin herşey olmadığının farkındayım ama artık onun en büyük fanlarından birisi olarak söylüyorum süper yaptırıyor ve yapıyor bu pilatesi. Kendini adamış buna, çok mutlu. Yaptığı şeyin farkında, olayın artık bir sorumluluk projesi halini almasına hem şaşırmış hem de sevinmiş ama en önemlisi sindirmiş.
Onunla Pilates yapıyorum artık. Daha da önemlisi Pilates yapmaya bayılıyorum artık. Neden bu kadar sevdim diye sordum kendime. Cevabını buldum galiba. Tamam iyi yaptırıyor bunu, benim gibi kassız birinin bile karın kasları oldu (2 sezeryan ve artı kilolar karnım yağ içindeydi). Ama en önemlisi sanki bizim evde yapıyoruz sabahları pilatesi. Konuşuyor, gündemi yakalıyor. “Hadi karnımızı çalıştıralım. Sezeryanlılar, hadi bakalım” diyor. İsmimi söylemiyor ama bana sesleniyor sanki.
Teşekkürler Ebru.

Bu arada gece ve hafta sonu kaçıranlar için tekrarları da var. Artık bahaneniz yok.

 

Bu haber beni en mutlu eden haberlerden birisi. Yıllardır diyet yaparken tatlandırıcı kullananlardanım. Ne yazık ki şekersiz çay, kahve içemiyorum, çünki tatlı seviyorum. Bir yandan bunları kullanıp, bir yandan da yan etkilerini düşünüp üzülüyordum. Aspartam ve sakarin içemeyen SPLENDA çıkınca , eczaneye koşup hemen aldım. SÜPER!!!! Diğer tatlandırıcılar çayımda ne yazık ki değişik bir tat bırakmıştı. Ama Splenda’nın tadı harika. En önemli özelliği pişirilebilir olması. Diğerleri bırakın pişirmeyi, sıcak içeçeğe bile atılmamalı aslında. Tablet formunun yanısıra, pastalar, tatlılar için toz formu da var. Sadece eczanelerde satılmakta. Gerçi ben bulana kadar kaç eczane gezdim bilemezsiniz ama sonunda buldum. Galiba dağıtımda bir eksiklik var. Eczacılar daha adını duymamış bile ürünün. Neyse alıp kullanmanızı öneririm. Sadece kilo verirken değil, biliyorsunuz ki sağlıklı yaşamak için de fazla kalorileri kısmamız gerekli.
Fakat bu ürünün ek kötü yanı var: FİYATI!!! Diğer ürünlere göre çok pahalı. Duyunca inanamadım ama aldım tabii. Hele toz formu daha da pahalı. Pastaların kalorisi azalacak ama ne yazık ki maliyeti artacak. Yememek daha mı iyi ne… Ayrıca diyabet hastası falansanız, diğer tatlandırıcılar gibi ödenmiyor, yani sağlık karnenize yazdıramıyorsunuz. Yine de benim gibi tatlıya düşkünseniz yapacak başka şeyiniz yok: gidip alacaksınız


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Benim gibi siz de birden fazla diyetisyene gitmiş, arkada bekleyen diğer müşterinin (pardon hastanın) vaktini almamak için, sizin yeme-içme geçmişinizi hemen hemen hiç incelemeden çabucak yazılmış bir diyetle bu kilo yolculuğuna başlamış olabilirsiniz. Olsun, bunu düzeltmek için buradayım. Kilo verirsiniz, doğru ama verme yönteminiz sizin metabolizmanıza, alışkanlıklarınıza ve isteklerinize uygun olmadığı için bir süre sonra ya bıkarsınız bırakırsınız ya da vücudunuz size bırakmanız için baskı yamaya başlar.
Bir seferinde diyetisyenin biriyle 4 ayda 15 kilo vermeyi başarmıştım. Ama bu 4 ay benim için tam bir işkenceydi. Yiyeceklerim o kadar kısıtlanmıştı ki, sonuncu ay öğleden sonraları ve geceleri açlık krizlerine girmeye başlamıştım. Bir süre sonra buna alışacağımı düşündüm fakat sonuç diyeti bırakmak ve kıtlıktan çıkmışcasına, son 4 aydır yasak olan en sevdiğim tatlıları yemek oldu. Tabii, bu gözü dönmüşlüğüm sonucunda verdiğim kiloları fazlasıyla geri aldım.
Bu tür yanlış diyetler (ki bu önemli: yanlış diyetlerin hep kendi yaptığımız diyetler olduğu empoze edilmeye çalışılıyor. Oysa ben kendi doğru diyetimi buldum ve onunla zayıfladım) benim psiklojim üzerinde çok önemli rol oynadılar. Kendimi suçladım hep sonuna ulaşamadığım diyetlerde. Kendimi obur, açgözlü, tahammülsüz, başarısız hissettim. Çünkü, karşımdaki diyetisyendi. Yanlış yapamazdı. Yanlışı yapan olsa olsa bendim.
Yıllar böyle geldi geçti. Bu arada sağlıklı beslenme ile ilgili kitapları keşfettim. Önceleri kanser ve diğer hastalıklarla olan ilişkileri için okudum bu kitapları. Her geçen gün yeni şeyler öğrendim. Hastalıklardan korunmak içi doğru beslenmeyi öğrenirken aslında bunun kilo vermede de etkili olduğunu keşfettim. Hepsi birbiriyle ilişkiliydi. İyi besleniyorsanız zaten kilo sorununuz olmaz. Hastalıklara yakalanma ihtimaliniz de azalır. Kilo problemiz varsa, kesin olan tek şey yanlış beslendiğinizdir. Bu yanlış beslenme tipinize, genetiğinize yaşam koşullarınıza göre olabilir. Yani benim için yanlış olan bir besin sizin için çok da önemli olmayabilir. Ama farkettiğim en önemli şey, kilo almam sadece görüntümün bozulması anlamına gelmiyordu, aynı zamanda sağlığım da bozulması demekti. Sorun artık estetik kaygılarım değildi, çok daha ciddiydi.Sağlıklı ve uzun yaşamak istiyordum. Çocuklarımla ilgili bir sürü hayallerim vardı. Ama böyle kilolu olursam ya göremeyecek ya da hasta olduğum için bana bakmak zorunda kala çocuklarımla bir yaşlılık geçirecektim. Çevremde her iki gruba ait bir sürü örnek yaşlı vardı. Ve kararımı verdim. Sağlıklı bir yaşlı olacaktım. Çocuklarım ve torularım benim sağlık problemlerim yerine, muhteşem hikayelerimi dinlemek için yanıma geleceklerdi.
Tabii, bunu başarmak çok da kolay olmadı. Sayısız kitap okudum. Her doğru benim doğrum değildi. Kendi durumumu çok net ortaya koydum ve kabul ettim. Bir çok örnek vaka dinledim. Onların doktor tavsiyelerini, şikayetlerini hep beynime kaydettim. Kendime göre beslenme planımı çıkardım. Motivasyonun çok önemli olduğunu farkettim. Bunun için meditasyon itapları okudum. Motivasyonumu yükseltmek için elimden ne geliyorsa yaptım. Yemek yeme nedenlerimi belirledim. Beni yemek yemeye yönlendiren her bir unsuru buldum, kabul ve itiraf ettim. Bu kabulden sonra, onları bertaraf etmeye başladım.Zorlu bir süreçti ama değdi. Bütün bunları daha ayrıntılı yazacağım. Diyet diye başladığım bu yolculuğun, aslında hayatımı baştan yaratmak olduğunu keşfettiğimde, zaten gelmek istediğim noktaya varmama çok az kalmıştı. Bu noktaya ilerlemeye devam ediyorum. Sadece beslenme düzenimi değil, hayat felsefemi de değiştirdiğim bu yolculukta sizlere de yardımcı olacak adımları yazmak en büyük hedefim. Doğrularım, sizin doğrularınız olmayacak büyük bir ihtimalle ama amacım kendi doğrumu size kabul ettirmek değil. Kendi doğrumu nasıl bulduğumu gösterip sizinkini bulmanıza yardımcı olmak. Bunu ne kadar sağlayabilirsem, o noktaya o kadar yaklaşmış hissedeceğim kendimi.
Okuma zamanı köşesinde, okuduğum kitapları bulabilirsiniz. Ayrıca okumak istediğim ve gündemdeki yeni kitapları da düzenli olarak vermeye çalışacağım. Unutmayın farkındalığınızı arttıracağınız en iyi ve en güvenli yollardan birisi okumaktır. Okumak size hem diyette hem de hayatta çok şey katar

Sağlıklı bir diyette yeterli miktarda karbonhidrat da alınmalıdır. Ekmek, öğünlerdeki karbonhidrat ihtiyacınızı karşılarken, doymanızı da kolaylaştırır. Ayrıca kan şekerinin düşmesini de engelleyerek, kolay diyet yapmanızı sağlar. Beyaz undan yapılan ekmeklerin glisemik yükü daha fazla olduğu için tam tahıllı ekmeklere göre daha çabuk acıkmanıza neden olur. Ayrıca tam tahıllı ekmeklerin posa çeriği dedaha yükseksektir. Muhakkak ” light” ibaresi olan ekmekleri tüketmek zorunda değilsiniz. Tam buğday, kepek, çavdar gibi ekmekleri tüketmeniz, içerdikleri B1, B2, B6 gibi vitaminleri almanız açısından da çok önemli.
Tam tahıllı ekmeklerin içerdikleri lifler, hem daha çabuk doyup geç acıkmanızı sağlar, hem de bağırsak hareketlerinizi düzenler. Deneyimlerim ekmekli rejimlerin ekmeksiz rejimlere oranla daha başarılı olduğunu göstermekte. Ben ilk ay sabah 2, öğlen 2 ve akşam 1 dilim ekmek yedim. 2. ay öğleleri 1 dilime, 3. ay sabah da 1 dilime düşerek devam etti. Bu durum kilo vermem durana kadar devam etti. Daha sonra öğle ve akşam yarımşar dilim ekmek tükettim.En son aşama da da ekmeksiz olarak öğlen ve akşam yemeklerini yedim. sabah ekmeğimi asla kesmedim. Bunun yanısıra 1 dilim ekmek yerine 2 yemek kaşığı pilavı haftada en fazla 2 kez olmak üzere değiştirerek, öğünlerimde çeşitlilik yaratmış oldum. Bazen fazladan 1 çeşit yemek yemek istediğim durumlarda da ekmekten vazgeçtim. Bu şekilde öğünlerimde hem istediğimi tüketmiş , hem de dengeyi korumuş oldum.
1 paket ekmeği tek başınıza hemen tüketemezsiniz. Ben bu ekmeklerimi buzdolabında saklıyorum. Bu şekilde daha uzun süre bayatlamadan ve küflenmeden saklıyabiliyorum. Öğünlerimden önce ısıtınca, fırından yeni çıkmış gibi sıcacık oluyorlar.
İlk başlarda evde sadece benim tükettiğim bu tam tahıllı ekmekleri, 4. ay sonunda bütün ev halkı tüketmeye başladı. Beni en çok sevindiren de bu oldu. Annenin davranışları evde çok önemlidir. Özellikle çocuklar annenin dediğinden çok, yaptıklarını uygularlar. Benim yaptığım her yanlışın onları da etkilediğinin farkındayım. Beslenme yanlışlarımı düzelttikçe daha iyi bir örnek olmanın verdiği huzur da bu diyetin artısı…

Malzemeler

1/2 çay bardağı esmer şeker
1/2 çay bardağı light süt
1 yumurta
1 çay bardağı kepekli un
1/2 çay bardağı el ile parçalanmış iç ceviz
1 tatlı kaşığı tarçın
1 elma
1/2 paket kabartma tozu

Yapılışı
Şeker ve oda sıcaklığındaki yumurta çok iyi çırpılır. Sırasıyla süt,tarçın, ceviz, un ve kabartma tozu eklenerek, her bir malzeme eklendikten sonra karıştırmaya devam edilir. En son küp küp doğranan elmalar hamura eklenir (elmaları bu aşamaya gelince soyup doğrayın, yoksa kararırlar). Kek kalıbına dökülür. Silikon kalıp kullanıyorsanız yağlamaya gerek yok ama başka kek kalıplarında kalıbı iyice yağlayın. Yağın fazlasını bir peçete yardımıyla alın. Elinize alacağınız bir parça unu, iki elinizi birbirine sürterek kalıbın üzerinde dolaştırarak, tabanın unlanmasını sağlayın. Ama dikkatli olun un sadece abana gelsin, yan duvarlara gelen un, hamurun kabarmasını engeller. Önceden ısıttığınız 180 derecelik fırında yaklaşık 20 dakika pişirin.

Not: İlk 10 dakika asla fırının kapağını açmayın, kek söner. 20. dakikada bir kürdanı, keke daldırın. Kürdan temiz çıkarsa kekiniz pişmiş demektir. Ama kirliyse, bu kirliliğin yoğunluğuna göre 5 dakika-5 dakika kntrol ederek pişirin. Bu tavsiye tüm kek pişirimleri içindir.

 
Son yıllarını sayısız kez kilo alıp vermeyle geçirmiş birisi olarak, artık “diyet, kilo verme, rejim” gibi kelimeleri kara listeme almış bulunmaktayım.Kim derdi kanser, HIV varken bu yüzyılın en önemli sorunlarından birinin belki de en önemlisinin “KİLO KONTROLÜ-OBEZİTE-ŞİŞMANLIK” olacak diye. Neden en önemlisi diyorum, çünkü eğer kilo probleminiz varsa, kalp hastalıkları, şeker, kanser psikolojik hastalıklar ve sıralayabileceğim bir sürü hastalığa yakalanma ihtimaliniz artmış demektir. Sorunlarım çözüldü mü? Tabii ki hayır. Hayat hala çok zor ve gizemli. Kızların sınavları, ergenlik sorunları, eşimin iş problemleri hala devam ediyor ama artık, daha dinç ve mutlu olduğum için her şeyle mücadele etme gücünü buluyorum kendimde.

“DİYET GÜNLÜĞÜ” tutma fikri çok mantıklı geliyor şimdilerde. Belki kilo vermeye de bu tür bir günlük sayesinde başlarım. Burada her gün bu günlükten bölümler yayınlayacağım. Gerçek bir kilo verme öyküsünün aynı problemi yaşayanlar için çok önemli oluğunun farkındayım. Ama bu günlükten önce diyete nasıl başladığımı anlatacağım ki bu da en az diyet yapmak kadar önemli bir aşama aslında.
“YEMEK GÜNLÜĞÜ” şimdilerde kilo vermek isteyen herkese şiddetle tavsiye ettiğim bir başlangıç aşaması. Kendinize, 15-20 gün boyunca, yanınızdan hiç ayırmayacağınız, cebinize sığabilecek kadar ufak bir bloknot edinip, her yediğinizi miktar, adet ve saatiyle beraber bu küçük deftere kaydedeceğiniz bu metot, başarı için ilk ve en önemli basamak (Örnek: Gece 12: Bir büyük pizza, 1 lt kola ve 2 çikolatalı gofret).

1. Kural: Bu süre zarfında asla yemek yeme alışkanlıklarınızı ve düzeninizi değiştirmemelisiniz. Kendinize ve deftere karşı dürüst olmalısınız. Bu sürenin uzunluğu size kalmış, ama bence en az 15-20 gün olmalı. 1 ay çok ideal, çünkü katıldığınız yemekli toplantılar, regl öncesi ve sonrası durumunuz, stresli, mutlu-mutsuz günleriniz hatta sınav tarihlerinizi de kapsaması çok daha etkili ve verimli olmaktadır. (Örnek: Gece 12: Bir büyük pizza, 1 lt kola ve 2 çikolatalı gofret (Not: Regl olmama 2 gün var ya da sevgilimden ayrıldım.) gibi).

2.Kural: Bu günlüğü tutarken ne olursa olsun ASLA dönüp eski yazdıklarınıza bakmamalısınız. Bu sizin kendinizi frenlemenize dolayısı ile de gerçek yeme alışkanlıklarınızın net bir şekilde görülmesini engeller. Sabırlı olmak diyette çok önemlidir ve bu süreç size sabırlı ve kararlı olmayı öğreteceği için de çok önemli bir aşamadır. Bu aşamada, ilk günlerde olmasa bile 2.-3. hafta itibariyle biraz yediklerinizin miktarını ve saatini düşünmeye başlarsınız. Yediğiniz son dilim pasta için “Gerçekten yemeli miydim?” diye sorgulamaya başladığınızda yavaş yavaş diyet yapma aşamasına yaklaştığınız anlaşılır aslında. Bu yüzden bu aşama için süre veremiyorum. Çünkü gerçekten karnınızla gözünüzün aynı anda doydunu anlamanız için gereken süre herkeste farklıdır. Ama bu şekilde günlük tutmak, elinizde somut veriler olduğu için bu süreyi kısaltacaktır. Kısaltmak zorunda da değildir aslında çünkü amacı bu değil zaten. Dediğim gibi amacı sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı net ve doğru bir şekilde ortaya koymaktır. Kendi deneyimlerime göre diyetisyenin karşısında oturup da ne yediğinizi anlattığınız o süreçte, bilinçli ya da bilinçsiz birçok eksik veri konulur ortaya. Ya utanırsınız günde 5 paket çikolata, 2 porsiyon döner üzeri sütlaç yediğinizi söylemeye (ben de utanırdım, karşımda, 50 kg’ı hayatında geçmemiş, midesinin kapasitesi bir sütlacı ancak zar zor alacak büyüklükte olan bir diyetisyen varken) ya da unutursunuz sınavlardan önce yediğiniz tatlıları, gece uykunuz tutmadığında içtiğiniz sıcak çikolatanın yanında yenen birkaç ufak kurabiyeyi söylemeyi. İşte bu günlük size burada yardımcı olacak. Çünkü diyetinizi ister kendi başınıza, ister bir diyetisyenle ya da doktorla ya da bir arkadaşınızın yardımı ile (ki bu ben oluyorum) yapacak olun, neden kilo aldığınızı, neleri çok yiyip, neleri az ya da hiç yemediğinizi, ya da asıl sorunun yediklerinizde değil de yeme saati veya miktarı olduğunu görebilmeniz gerekmektedir. Ancak bu şekilde doğru bir beslenme planı çıkarılabilir. Yoksa diyetisyenin karşısında geçirilen 5 dakikada anlattıklarınıza göre verilen rejim listesiyle herkesin incecik olması gerekirdi. Bundan çok eminim çünkü tüm bunları sayısız kez ben de yaşadım. Her seferinde kendi suçladım başarısızlarımdan dolayı. Ne zaman bilinç düzeyimi arttırıp, diyetisyenimi bile sorgular duruma geldim, o zaman anladım ki en az benim kadar onların da hataları vardı benim başarısızlıklarımda. Bu yüzden bu kadar detaylı anlatıyorum tüm bunları. Siz bu hataları yapmayın, bilinçliliğinizi, farkındalığınızı arttırın diye. Benim yazdıklarımda da eksiklikler olabilir ki bu çok normal. Diyetisyen doktorların oluyor da benim olmasın mı? Ben burada asla reçete ya da tedavi yöntemi falan vermiyorum. Ben tamamen kendi kişisel deneyim ve görüşlerimi paylaşıyorum sizlerle. Bir kişinin bile kendiyle barışıp, kilo vermesini ya da başka konulardaki farkındalığının ortaya çıkmasını sağlayabilirsem, bu beni çok daha mutlu bir insan yapacaktır. Yani benim de çıkarım var bu işten: MUTLULUK. Yaptığımız her şeyi bunun için yapmıyor muyuz zaten? Parayı neden kazanıyoruz, ya da neden okula gidiyoruz? Hepsi mutluluğu elde etmek için değil mi? Ben e azından kendimi kandırmıyorum, amacımı çok net ortaya koyuyorum o kadar.

Diyet yaparken de sağlıklı bir beslenme planında da yüksek miktarlarda antioksidanlar, bitkisel kimyasallar ve prebiyotikler tüketmeliyiz. Tüm bu bileşenler sağlıklı zayıflamamızı sağlarken, vücudumuz için de gerekli olan çok yararlı işlevleri yerine getirmektedirler. Tüm besin gruplarında olduğu gibi bu besinler için de miktar çok önemlidir. Çünkü bu besinlerin bazıları gerçekten çok yüksek miktarlarda kalori içermektedirler.

İnsanların çoğu bu yüksek kalori içerikleri nedeniyle bu besinleri tüketmemektedir. Oysa bu grup besinlerin bir başka özelliği ise az miktarlarda dahi yenildiklerinde hızlı ve sıkı bir doyma hissini yakalamanızı sağlamalarıdır.

Bu besin gruplarını ara öğünlere koymak en doğrusudur. Her gün bu ara öğün grubunu değiştirerek, her bir gruptan tam olarak yararlanabiliriz. Bu besinlerden bazıları yağlı tohumlar dediğimiz gruptur. Badem bu gruba iyi bir örnektir. İyi bir prebiyotiktir ve bağırsak sağlığı açısından çok yararlıdır. Kendi diyetimde yanımdan ayırmadığım, en çok yararını gördüğüm besinlerden birisidir badem. Bir avuç içi kadar bademi ara öğünlerimde, acıktıkça tükettim. Bazen yanında 1 bardak yağsız süt içtim. İnanın bana müthiş tok tutucu özelliği var bademin. Diyet yaparken hazır “light” besinler yerine mümkün olduğunca yanımda badem, yaban mersini, ceviz, fındık, kuru kayısı, kuru erik, kuru üzüm gibi kuruyemişleri taşıdım. Hem kendimi bu yiyeceklerde kısıtlamamış oldum, hem de müthiş faydalarını gördüm. Uzun süreli diyetlerde sürekli olarak aynı tür light atıştırmalıkları yemek, bir süre sonra insanda bıtınlık yapmakta. Ayrıca ürünlerin üzernde “light” yazması, “istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” gibi algılanma ki en büüyük hata bu. Bu tür ürünlerden de tükettim. Ama önemli olan devamlı değiştirmem ve miktarları hep kontrol altında tutmamdı.
Diyette meydana gelen bağırsak tembelliği problemi de bu prebiyotiklerle çözümleniyor. Ayrıca benim gibi siz de tatlı seviyorsanız kuru kayısı, erik ve üzüm muhteşem birer kaynak. Bu alışkanlığı kazanmak tabii ki kolay olmadı. İlk başlarda kendimi biraz zorladım . Ama artık günlük hayatım bir parçası haline geldiler. Bir tek benim değil tüm ailemin alışkanlıkları değişti. Ortada bir yere birkaç gözü olan tabakların içinde tüm bu kuru meyva ve kuruyemişleri koymaya başladım. İlk başlarda çocuklar ve eşim pek itibar göstermediler bunlara. Ama asla ısrar etmeden ve baskı uygulamadan , bilinçli bir politikayla onları da alıştırdım aralarda sağlıksız aburcuburlar yerine bunları tüketmeye. Sizin devamlı onları yerken görmeleri önemli. Ayrıca arada bir, ne kadar lezzetli ve faydalı olduklarını konuşmak da çok etkili oluyor. Bu besinlerin zeka gelişimi üzerinde de yararları var. Özellikle çocuklu ailelerin bu besin gruplarından tüketmeye ayrı bir özen göstermeleri gerekmekte. Bir çoğu antikanserojen özellik göstermekte. Özellikle yaban mersini bu konuda son yıllarda çok rağbet görmekte. Kuru dut, nar ve diğer tüm kuru ve taze meyvalar, vücudumuz için gerekli olan enerjiyi doğal yollardan sağlarken, sayısız yararlı kimyasalları da almamızı sağlamakta. Evde yaşpasta, çikolatalı gofret, hazır cipsler gibi bol yağlı, bol kalorili ve sağlıksız abur cuburları yemektense, bu besinlerden tüketmek, kilo vermenizi ve bu kiloyu bir daha asla almamanızı da sağlıyor.

Bunların yanısıra yulaflı, kepekli, arpa ve çavdarlı müsliler de muhakkak beslenme planımızın içinde yer almalılar. Diyet yapmadan önce bana kilo aldıran nedenleri araştırırken, en büyük sorunumun gece TV karşısında yediklerim olduğunu gördüm. Tüm gün yediklerimden neredeyse daha fazla gece atıştırmam vardı. Diyette çözmem gereken bu sorunu halletmiş olmak beni nasıl mutlu etti bilemezsiniz. Müslilerden bir kaseye koyup, tüm gece boyunca onu bitirmeye çalıştım (Tabii sade olarak, süt eklemeden). Müthiş oyalıyor ve doyuruyor. İçine kuru meyva da ekleyince tadı da muteşem oluyor. Arkasından da 1 bardak yağsız süt içtim. Süper bir ikili yakalamıştım. Hem beni oyaıyordu, hem de doyuruyordu. Bu tüyomu yabana atmayın ve gece müsli yemeye başlayın. Bakın gündüz yemek yeme düzeninizde çok büyük bir değişiklik yapmadan bile sadece gece bunları tüketmek, kilonuzda nasıl değişiklik yapacak..

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: